Arşiv Eylül, 2007
Pazar, Eylül 30th, 2007
Gündem nedir? Birinin basına bir röportaj vermesi ve ertesi sabah her gazetenin, her köşe yazarın bu konuyu gazetelerinde, sütunlarında yorumlaması mıdır? Sanırım Türkiye de düzen bu şekilde işliyor. Gündemi belirlemek üzerine en önemli unsur tabii ki konu seçimi. Öyle bir konuda görüşünüzü belirtmelisiniz ki, toplumda yankı uyandırsın. Herkes sizin fikirleriniz üzerine yorum yapsın, görüşlerini bildirsin ve gündem oluşsun. Şu sıralar gündemizdeki konu; “Türkiye İran Olur mu?“, “Türkiye Malezya Olur mu?” şeklindeki haberler, yorumlarla süslü yazılar. Tabii ki bir de “Mahalle Baskısı” kavramı var. Bu konularla birlikte ele alındığında bir nebze anlam kazanıyor. Yoksa bir düşünürün, bir entellektüel dergide “Mahalle Baskısı” kavramını onlarca sayfada incelemesi inanın kimsenin umrunda olmazdı. Ama gündemle birlikte bu kavramı incelediğinizde işin özün biranda değişiyor.
Niye Türkiyemizi İran, Malezya gibi ülkelerle kıyaslayalım ki? Neyimiz benziyor? Dinimizin islam olması mı? Din ülkemizde niye bu kadar siyasetin ve gündemin içinde ki; niye ülkemizde kimse dinini kendi içinde, özgürce, baskı altında kalmadan, başkalarının inancını gözüne sokmadan, herhangi bir simgeye gerek duymadan (bunu başklarına gösterme niyetini taşımadan), ya da siyasetin bu konular üzerinde durmaya gereksinimi olmadan bir yaşam tarzı çok mu zor?
Belki de cok zor ama ben ülkemin İran ya da Malezya ile kıyaslanması yerine Avrupanın ekonomik açıdan bağımsız, milli geliri yüksek daha da önemlisi yaşam standartları gibi konularda yükselmiş ülkelerle kıyaslanmasını arzu ediyorum. Bir örnek verelim; Avrupa ülkesi İsviçre. Konya kadar bir alanda, 7.3 milyon nüfusu barındıran İsviçre’nin kişi başına milli geliri yaklaşık 49 bin 305 dolar. Avrupa da yer alıyor. Avrupa Birliği üyeliğini reddediyorlar ve “Avrupa Birliği bizim yaşam stardartlarımıza erişsin ancak o zaman Avrupa Birliği üyesi oluruz.” diyorlar. Avrupa nın göbeğindeler, ama Avrupa nın birçok ülkesinden refah standartları oldukça yüksek. İşte benim ülkemi böyle bir ülkeyle kıyaslayın. Ama ekonomik açıdan kıyaslayın, yaşam standartları baklımından kıyaslayın. Ülkemizin kaynaklarını, yapabileceklerini hiçbir zaman gözardı etmeden yapabileceklerimizi; hedeflerimizi belirleyerek daha iyiye nasıl gideceğimizi konuşalım.
Günümüzün şartlarını çok zor koşullardan tırnaklarımızla kazıyarak elde ettik. Şimdi bu kazanımları nasıl daha ileriye götürürüz onu konuşmanın vakti. Boş söylemlerle gündemi işgal etmek yerine çalışmalıyız, hem de daha cok çalışmalıyız. Çünkü gerek dışarda, gerek içimizde o kadar çok ilerlememizi engelleyen unsur var ki; bunları da yenmeliyiz. Ama bunu konuşarak değil, çalışarak başaracağız.
eGe Gelisim
Populerlik: 10% [?]
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategori: Politika | 3 Yorum »
Salı, Eylül 25th, 2007
->
Nano-teknoloji ultra ince/küçük parçaların/malzemelerin kullanım bilimidir. Bir nano metre (1 nm) milimetrenin milyonda birine eşittir (1nm = 10-9 m = 10-6 mm). İnsan saç kılı 80.000 nm kalınlığındadır. Kırmızı kan hücreleri 7000 nm çapındadır. Nano-bilimi malzemelerin büyük ölçekteki özelliklerinden farklı olarak malzemeleri atomik, moleküler ve makro moleküler ölçekte inceler ve maniple eder.
Malzemeler nano ölçekte, iri boyuttan çok farklı özellik ve davranışlar gösterirler. Nano malzemeler daha kuvvetli, daha hafif veya daha farklı şekilde ısı ve elektrik iletme özelliklerine sahiptir. Hatta renkleri bile değişir. Örneğin nano ölçekteki altın parçaları, parça boyutuna göre kırmızı ve mavi renk olabilmektedir. Parça boyutu inceldikçe birim kütle için yüzey alanı artışı, malzemenin kimyasal reaktivitesini artırır. Bu yüzden nano-malzemeler yakıt hücreleri ve pillerde katalizör görevi görebilmektedir. Parça boyutu inceldikçe kuantum etkisi artar, malzemenin optik, magnetik ve elektriksel özellikleri önemli ölçüde değişir.
Bilgisayar yongaları (chip), CD’ler ve mobil telefonların yapımında nano-malzemeler kullanılmaktadır. Nano-malzemelerden üretilen cihazlar daha hızlı, hafif, kuvvetli ve verimli olmaktadır. Nano-teknolojiler sağlık, bilgi teknolojileri (IT) ve enerji depolamada çok büyük potansiyel kullanım olanaklarına sahiptir. İçinde yaşadığımız dünya nano-teknolojilerle çok önemli gelişmeler kaydedecektir. Dünyada gelişmiş devletler ve iş dünyası nano-teknolojiye çok büyük yatırımlar yapmaktadır.
(more…)
Populerlik: 36% [?]
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategori: Genel | 1 Yorum »
Pazartesi, Eylül 24th, 2007
23 Eylül 2007 Pazar günü Yapı Kredi Bankasının düzenlemiş olduğu Gişe ve Operasyon Yetkilisi Sınavına davetiye aldım. Sınav Ege Üniversitesi Ziraat Fakütesinde düzenlendi ve genel yetenek, genel kültür üzerine bir sınavla karşılaştım. Bu tarz sınavlara girecek arkadaşlar için sınavı biraz anlatayım. Sınavda yer alan konular; Genel Yetenek, Sayısal, Algılama, Hafıza bölümleri.
Genel yetenek karma ıq testlerini andıran kolay sorulardan oluşuyor. Fakat benim dikkatimi çeken bölüm Sayısal, algılama, hafıza bölümleriydi. Bu 3 bölümde de soru sayısı 54 ve size çözmeniz için ayrılan zaman dilimi ise sadece 8 dakikadan oluşuyor. Evet yanlış okumadınız, 8 dakikada 54 soru; 24 dakika içerisinde 162 soruyu bir çırpıda cevaplayacaksınız. Sayısal bölümdeki sorular klasik 4 işleme dayalı kolay sorular. Örnek: 45+8×17 tarzında (önemli olan mümkün olduğunca az zamanda fazla soruyu cevaplamak) . Algılama soruları dikkate dayanıyor. Ama benim en beğendiğim bölüm hafıza bölümüydü. Resim ve isimleri size verilen bir sürede hafızanıza kazıyor ve geri dönmeden eşleştirme yapıyorsunuz.
Gerçekten bir buçuk saat içinde güzel bir ıq testine tutulmuş olduk. Fakat zaman kısıtlaması herkesi olduğu kadar beni de zorladı. Bu sınavları düzenleyen kuruluşlar uzmanlaştıkça karşımıza daha nice böyle zorlu ve güzel sınavlar çıkacak. Yapı Kredi Bankası bu sınavı kazananları ilerde mülakatlara çağıracak. Fakat sınavın İzmir ayağında bu sınava katılan yaklaşık bin aday vardı. Güzel bir eleme yapmaları gerekiyor. Yoksa mülakatlar 1 yılı geçen bir süreyi alabilir. Bu tarz bankaların yapmış olduğu sınavlara girecek arkadaşlar için sanırım faydalı olacaktır. Şimdiden tüm arkadaşlara başarılar dilerim.
eGe Gelisim
Populerlik: 67% [?]
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategori: Eğitim | 41 Yorum »
Pazar, Eylül 16th, 2007
Denilebilir ki ülkemizin bunca sorunun biricik nedeni anayasanın bazı alanlarda yetersiz kalması veya güncel sorunlara çözüm bulamamsı mıdır? Bana göre anayasa ve yasalardan çok sorun Türkiye’deki insan faktörü daha ciddi bir konu gibi geliyor. Sorunlarımızın temelinde insan faktörü dediğimiz liyakate dayanmayan işe alınma, makam mevkilerin zayıf kişilere verilmesi, ülke kaynaklarının dağıtımında fırsat eşitliğinin sağlanamaması, bölgeler arası gelir dağılımındaki dengesizlik, eğitimin içinden geçtiği çıkmaz, sosyal huzurun sağlanamamış olması ve diğer birbirine zincirleme bağlı bir dizi olaylardır. Bu sorunların çözümü yinede eğitilmiş, insani değerleri gelişmiş, çalışma disiplini kazanmış, sorumluluk bilinci olan ve kurumsal düşünebilen insanlar ile sağlanabilir. Ancak her şeye rağmen ülkenin yeniden inşası için adaletin ve hukukun üstünlüğü için bir anayasaya ihtiyaç bulunmaktadır. Türkiye’nin artık mevcut 1982 yılı anayasası ile gitmediği ortada. Yeni anayasa geleceğin nitelikli insanına yatırım yaparak toplumu ileriye çalışarak, üreterek mutluluğunu sağlarsa başarılı olur. Yokça birbirimizi kandırırız.
Anayasa Nedir? Ne Değildir?
Anayasa denilince, toplumsal mutabakat sözü hatırlanır. Neden toplumsal mutabakat? Birlikte yaşamakta zorlanıyor muyuz da toplumsal mutabakat aramak zorunda kalıyoruz? Aklı başında, kültürel alt yapısı oluşmuş, ahlaklı, aydınlanmış, kendini aşmış insanın yanındaki insanla birlikte yaşaması için illa yazılı bir belgenin mi olması gerekir? Hem evet hem hayır.İnsan, sorumluluğunun bilinci ile hareket ederse hiç ihtiyaç yok. Ancak birileri her şeyi kendine yontuyorsa, insanı kandırıyorsa, insanın yaşam hakkına doğrudan ve dolaylı yoldan tecavüz ediyorsa o zaman insana karşı insanı korumak için bir sözleşme senedine ve bu senedin uygulanması için kolluk kuvvetlerine ihtiyaç bulunmaktadır. Anayasa asgari koşulda ahlaki normlardır. İnsanın üzerinde anlaştığı ölçülebilir, kanıtlanabilir nitelikteki sübjektif olmayan, bölge, yöre ve zamana bağlı olmayan ahlaki normlarının yazılı hale getirilmesi ve bu temel üzerinde herkesin bir arada yaşaması ve birbirinin haklarına saygı duyması ilkeleridir.[…]
(more…)
Populerlik: 33% [?]
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategori: Genel | Yorum Yok »
Cuma, Eylül 14th, 2007
Hükümet yeni anayasamızın son düzenlemelerini yapıyor. Fakat bu süreçte öyle pekte yalnız değiller. Çeşitli dernek ve vakıflar başta olmak üzere, barolar birliği hatta avrupa komisyonu bile çeşitli uyarılar yaparak düzenlenen anayasaya müdahalede bulunuyorlar. Avrupa Birliği Komisyonu, yeni Anayasa çalışmalarına, Türkiye deki tüm siyasi görüşlerle Türk toplumunu yansıtan tüm kesimlerin, mutlaka dahil edilmesi uyarısını yaptı. Evet herkes görüşlerini açıklıyor fakat son söz yine milletin olacak. Çünkü yeni anayasamızı son olarak halk oylamasına sunacaklar ve biz de yine sandık başına gidip oyumuzu
kullanacağız. Ama burda önemli olan nokta ortaya çıkan anayasa ile oylama süreci arasında uygun bir zaman süreci olması gerekliliğidir. Çünkü 75 milyona varan bir nüfusun tam anlamıyla neyi oylayacağını iyi bilmesi gerekiyor. Her değişen maddenin her bireye ayrıntılarıyla aktarılması, eskisi ile yenisi arasındaki farkların iyice etüt edilmesi gerekir ki yeni anaysamız tam olarak adil bir süreçten geçip te onaylansın. […]
(more…)
Populerlik: 14% [?]
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategori: Genel | 2 Yorum »
Salı, Eylül 11th, 2007
24 Ocak Kararlarını günümüz koşullarında değerlendirmek için önce 24 Ocak Kararlarının alındığı süreçte yaşanan ekonomik ve siyasi süreci iyice araştırmak gereklidir. Günümüzde liberalleşme sürecinin önemli bir adımı olarak gösterilen 24 Ocak Kararları o günün olumsuz koşullarında radikal bir önlem olarak alınmış ve uygulamaya konulmuştur. Hem siyasi hem de ekonomik istikrarsızlığın yaşandığı bir süreçte alınan bu kararlar Türkiye’nin liberalleşme sürecinin önemli bir halkası olmakta ve bu kararların etkinliği hala günümüzde değerlendirilmeye çalışılmaktadır.
24 Ocak Kararları, gerek hükümetlerin yanlış ekonomi politikaları gerek dış ekonomik konjonktürdeki olumsuz gelişmelerle iyice daralan ekonomiyi düzlüğe çıkarmak amacıyla, 1980 yılında alında sert önlemleri içermektedir. Yıllardır sağlanamayan siyasi istikrarsızlık gün geçtikçe tırmanan terör olayları da ekonomik koşulları iyice zorlaştırmakta ve sert bir önlem paketinin alınması yolunu açmaktaydı. İşte 24 Ocak Kararları bu sürecin iyice etüt edilmesiyle değerlendirilmeli ve kararların etkinliği araştırılmalıdır. […]
(more…)
Populerlik: 23% [?]
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategori: Ekonomi | 1 Yorum »
Pazar, Eylül 9th, 2007
Avrupa Birliği uyumlaştırma sürecinde Türkiye’nin birçok konuda Avrupa Birliği standartlarını yakalaması gereklidir. Bu çerçevede yapılması gerekenler önümüze koyulmadan önce bizlerin Avrupa da uygulanan standartlarla Türkiye’de uygulananları objektif davranarak gözlemlememiz ve biran önce gerekli adımları atmamız gerekmektedir.
Şirketlerin birleşmeleri genelde piyasa üzerinde olumlu etki yaratmaktadır. Şirketlerin faaliyetlerini genişletmeleri, piyasa ağlarını büyütmeleri firmalar açısından oldukça olumlu sonuçlar doğurmaktadır. Firmalar büyük verimlilik artışları yakalayabilirler. Böylelikle de rekabet artışı yaşanır ve nihai tüketici bu rekabet artışından olumlu yönde etkilenir. Fakat durum her zaman böyle oluşmamaktadır. Birleşmeler,
piyasalarda hakim durum yaratmaktadır ve firmaların oluşan hakim durumu kötüye kullanmaları, rekabeti ortadan kaldırmakta ve tüketiciler oluşan bu yeni koşullardan olumsuz etkilenmektedirler. Bu olumsuz etkileri gidermek amacıyla Avrupa Birliği ve Türkiye’ de oluşturulan, rekabet kurumları ve bu kurumların uygulamalarını araştırmak, aralarında uygulama yönündeki farkları etüt etmek kanımızca Avrupa Birliği ve Türkiye’ nin, Rekabet Kurumları arasındaki koordinasyonun yakalanması açısından önemlidir.
(more…)
Populerlik: 23% [?]
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategori: Ekonomi | 1 Yorum »