Arşiv Mayıs, 2008
Salı, Mayıs 13th, 2008
Bir ülke düşünün, dünya mutluluk endenkslerinde hep en üstlerde çıkan bir ülke bu. Ama sanmayın ki halkı çok zengin, kaynakları yeterli, gelecek için için umutlular. Yoksul bir ülke Bangladeş. O kadar yoksun ve umutsuz ki; gelecek için beklentileri o kadar az ki, Bengal insanının umutları bile kıt kaynak olmuş. Ama orada bile dev reklam panoları, büyük alışveriş merkezleri var. Yeni dünya düzeni oralara kadar girmiş ve onlara bile düzeni dayatmış ama onlar o kadar yoksul ki azınlık kavramının anlamını o alışveriş merkezlerinin içinde anlıyorsunuz.
Her sokakta elinde bir tas pirinç karnını doyurmaya çalışan insanlar var. Bu ülkenin yanlış ekonomi politikaları ve kıtlık, pirinç fiyatlarının artmasına sebep olmuş. Halkın en önemli besin kaynağı artık halk tarafından satın alınamıyor. Hükümetin getirdiği önlem ise ordu yoluyla sübvanse edilmiş pirincin düşük fiyattan satılması. Çoğunluğun günde 1 dolar civarında bir gelirle yaşadığı ülkede, sokaklar pirinç satın alma kuyruklarıyla dolu. Tabii ki bu kısa vadeli bir plan. Gıda krizini aşmada ülke; patates üretimine önem vermeyi ve insanların tarım ürünleri tüketim tercihlerini değiştirmeyi planlıyor. Ama gıda fiyatlarındaki artış geçici değil. Dünya ve Bangladeş bu yeni fiyat aralığına alışmak zorunda. Bir de ordu destekli geçiş hükümeti ve siyasal belirsizlikler ekonominin kötü gidişini körüklüyor. Yolsuzluklarda ciddi bir azalma olsa da ne yazık ki bu yeterli bir düzeyde değil. Bu durumun devamlılığı ve siyasal istikrarın yakalanması önemli. Ülkenin iki ulusal partisinin başında da bayan liderler var. Fakat bu iki liderinde seçim sürecindeki başarısı tartışılır.
Artan gıda fiyatları ve artan yoksullukla birlikte, siyasal belirsizliklerde ülkede baş gösterince ülkenin geleceği hakkında bizlerinde net bir şeyler söylemesi çok zor gözüküyor. Bangladeş gibi ülkeler bu artan tarım fiyatlarına nasıl alışacak, yeni dünya düzeni Bangladeş in geleceği için ne düşünüyor?
Evet anlattığım ülkenin yaşadıkları bazı bakımdan size pekte yabancı gelmedi. Bizde şimdiden geleceği düşünmeliyiz. Kapımıza dayanmadan önlem almamız, artan tarım fiyatlarının getirdiği şoku absorbe etmemizi kolaylaştıracaktır.
eGeGelisim
Populerlik: 1% [?]
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategori: Ekonomi, Politika | Yorum Yok »
Cumartesi, Mayıs 10th, 2008
->
1. GİRİŞ
Ülkelerin kalkınma sorunlarına çözüm bulma çabaları genel olarak ikinci paylaşım savaşı sonrası hız kazanmıştır. Kalkınma sorunun çözümü ise genel olarak iki kuram çerçevesinde analiz noktası yapılmıştır. Bunların ilki modernleşme kuramcıları olurken ikinci önemli kuramcılar ise bağımlılık kuramcılarıdır.
Modernleşme kuramlarını savunanlara göre azgelişmiş ülkelerin gelişememe nedenlerini içseldir. Var olunan içsel yapı bu ülkelerin gelişmelerini engellemektedir. Bunlardan bazıları nüfusun fazla olması, yatırımların verimsiz olmasının yanı sıra iç tasarrufların yetersiz olması, var olan ikili yapı ve ekonomik ve yönetim sistemlerinin yetersiz olması olarak vurgulanır. Çözüm, gelişmiş ülkelerin izledikleri yolları izleyerek olanaklı olduğunu söylemektedirler. Bağımlılık kuramcıları ise gelişememe nedenlerini daha çok dışsal nedenlere bağlamaktadırlar. Gelişmiş ülkelerin kurmuş oldukları yapı içinde kalan azgelişmiş ülkeler hem bu ülkelerin baskılarından hem de var olan sistem nedeniyle kalkınamadıklarını söylerler. Çözümün ise ancak bu sistemden kurtularak mümkün olacağını söylerler.
Bu çalışmanın konusu bağımlılık kuramlarıdır. Bağımlılık kuramları genel olarak Marksist bir çizgi izleyen kuramlardır. Bu bağlamda da ilk bölümde genel bir anlatım ile klasik Marksizm anlatılacak ve aralarındaki farklar vurgulanacaktır. Böylece bu kuramın özgünlüğü anlatılacaktır.
İkinci bölümde ise bu kuram çerçevesinde yer alan kuramcıların fikirleri verilecektir. Bu bölümde, Baran, Frank, Amin, Dos Santos, Cardoso, Wallerstein gibi bu kuramın öncü temsilcileri anlatılacaktır. Bu isimlerin dışında kalanlar ise genel olarak aynı fikirleri savundukları için bu başlık altında kısa bir şekilde incelenecektir.
Üçüncü bölümde ise bağımlılık kuramlarına getirilen eleştiriler yer alacaktır. Bu eleştiriler modernleşme kuramcılarından olabildiği gibi Marksist çevrelerden gelen eleştirilere de yer verilecektir. Çalışma ise sonuç bölümde genel olarak çalışmada yapılanların özetlenmesi ise sonlanacaktır.
(more…)
Populerlik: 2% [?]
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategori: Ekonomi | Yorum Yok »
Salı, Mayıs 6th, 2008
“Hükümdar bir köylüden, haksız yere bir yumurta alırsa, adamları köylünün bütün tavuklarını zorla elinden alırlar” SADİ Hatırlanacağı gibi Washington Times gazetesi yazarı Frank J. Gaffney Başbakan için ülkeyi “İslamofaşist yapma peşinde” diye yazmıştı. İktidar en kısa zamanda devleti ele geçirme hesaplarıyla her şeyi mubah sayabilmekte hukuk, ekonomi, halk, ahlak, insana saygı, devlet sorumluluğu, yönetimde ciddiyet, şeref, onur gibi kavramları adeta unutup dini açıkça politik gündemin en üst seviyesine taşımakta ve bu konuda hiçbir kaygıyı taşımaz görünmektedir. Uygarlık tarihi açısından özgür düşüncenin gelişmesi bir dönümdür. Bunun sonucunda doğan düşünce şekli her türlü akıl dışılığı insan özgürlüğüne aykırı bulmaktadır. Pavarotti dinlemenin cezalandırıldığı, Yaşar Kemal gibi dünya çapında ustaya ait bir oyunu sahneleyenin sürgünle karşılaştığı bir ülke düşünebiliyor musunuz? İşte bunlar bu dönem Türkiye’de benzer örnekleriyle yaşanıyor. Devlet yönetiminde deneyimsiz AKP kadrolarının işbaşına gelmesiyle “Ananı al da git”, üstü kapalı “gavur İzmir” ve “kelle” polemiğinde olduğu gibi önce bir çiftçiyle, köylülerle, sonra koca bir şehirle ve askerlerle, yargıyla ve ardından işçilerle, memurlarla yaşanan tartışmalar sonrasında at iziyle it izinin birbirine karıştırıldığı yeni bir dönemden geçiriliyoruz. Ülkenin gerçek sorunları görmezden gelinerek gemi azıya almış bazı kesimler dikkati farklı mecralara çekmekte ve toplum yapay krizlere sürüklenmektedir. Bunun altında gelecekteki rant hesaplarının yattığı apaçıktır. Rant Hırsıyla Kör Olanlar Kamu Yararına Kör Bakarlar! 20 milyon insanın yoksulluk sınırının altında yaşadığı Türkiye’de buna karşılık liderler arasındaki mal varlığı ile dikkat çeken AKP liderinin toplumun çeşitli kesimleriyle yaşadığı polemikler sonrası seçimde siyasal sistemdeki boşluktan yakaladığı yüzde 47’lik güvenceden cesaret bularak “türban” yoluyla dini aidiyetlilik üzerinden ülkeyi gerilime sürüklemesi, kendine biat eden birisini YÖK gibi tartışmalı bir kurumun başına getirmesi krizin geldiği en son noktayı bütün açıklığıyla sergilemektedir. Ancak her fırsatta toplumu yapay gündemlerle ve büyük medya desteğiyle geren, hatta seçimlerden önce net olarak “Yüzde 10 barajının düşürülmesini isteyenler bunu ancak rüyalarında görebilirler” şeklindeki savla destekleyen AKP’nin demokrasi ve özgürlük konusunda bir sorunu olmadığı ortadadır.
(more…)
Populerlik: 4% [?]
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategori: Politika | Yorum Yok »