Arşiv ‘Eğitim’ Kategorisi
Pazartesi, Nisan 28th, 2008 |
Ülkemizin eğitim sistemi ve sonuç olarak yetiştirdiği insan potansiyeli tartışma konusu olmaya başlamıştır. Sorunu şematize edecek olursak; Ülkemiz eğitim sistemi bugün her yönü ile sorgulanabilir duruma gelmiştir.
Günümüz bilişim teknolojisinde artık okuryazar olmak yetmiyor. Biraz da bilim okuryazarı olması zorunluluğu ortaya çıkmış bulunuyor. Bu da doğal olarak fen-okuryazarlığını gündeme getirmektedir. Fen ve bilimin doğru öğretilmesi de bu konuda yetkin insanların yetiştirilmesi ve bu öğretiyi öğretmeleri gerekiyor.
Fen eğitiminin öğrencilere benimsetilebilmesi için ezbercilikten kurtarılarak deneysel çalışmaya, gözlem ve incelemeyi öğrenci merkezli olarak işlenmesi gerekmektedir. Bu anlamda temel bilimlerin amacı yaratıcılığın sınırlarının zorlanması, bunların kaleme dökerek insanların beyninde şimşekler çaktırabilecek şekilde yetiştirilmelidir.
Köy Enstitülerinin En Önemli Katkılarından birisi de;
Köy Enstitüleri üretim ve kültür eksenli olduğu için öğrencilerin öz güvenini geliştirmiş olmasıdır.
• Türkiye’de Bilimsel Düşünceyi Köylere Kadar Götürmüş olmasıdır.
Bugün bilimsel devrimlerin yarattığı etkiler ve bunların sebep ve sonuçları metodolojik olarak öğretilmemektedir.
Oysa bilimsel düşüncenin ne olduğu ne zaman ve hangi koşullarda doğduğu, insanlığın ve uygarlığın gelişmesinde ne tür etkiler yaptığı ve geleceği ne şekilde etkilediği öncelikle öğretilmelidir. Bütün bunlar ancak fen okuryazarlığı ile daha iyi sağlanabilir. Atatürk diyor ki;
“…Hiçbir mantıki delile dayanmayan, bir takım geleneklerin, inançların muhafazasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur…” ve “…Milletimizin siyasal ve sosyal hayatında, milletimizin fikir terbiyesinde rehberimizin bilim ve fen olacaktır…”
Bu sözler, Mustafa Kemal’in ilerlemek için pozitivist eğitimi en temel araç saydığını göstermektedir.
(more…)
Populerlik: 3% [?]
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategori: Eğitim, Ekonomi, Politika | Yorum Yok »
Salı, Şubat 5th, 2008 |
->
Neden Türkiye Üniversiteleri Dünyadaki İlk 500 Arasına Giremiyor
“Neden ilk 500 sıralamasında Türk Üniversitesi yok” konusu epeyce basında tartışılmıştı, ancak üniversitelerimiz bu konuda kişisel görüşlerin ötesinde resmi olarak sesiz kaldılar. Doğal olarak imkanların yetersizliği sıkça gündeme geldi. Ancak 14 Ağustos 2007 tarihinde birçok gazete “En iyi 500 üniversite listesinde beş Türk Üniversitesi” başlığı ile ABD’nin ünlü haber dergisi Newsweek’in dünyanın en kaliteli 500 üniversitesi ile “World’s Top Universites” adlı çalışmayı sundu. Listede Türkiye’den İstanbul, Sabancı, İTÜ, Bilkent ve Çukurova üniversiteleri var. Ayrıca ‘Dünya üniversiteleri’ başlığıyla yayımlanan makalede “eğitim kalitesi ve prestijleri ele alınmıştır” denilmektedir. Dünya sıralamasında 500 içinde beş Türk üniversitesi bulunması anlamlı, kendilerini kutluyorum, ancak neye göre ve hangi kriterlere göre bu sıralamayı yaptığının belirtilmemesi beraberinde kuşkuları da getirmiştir. Amerikan Newsweek dergisinin gündeme getirdiği yükseköğretimdeki global yarış başlıklı yazıda “sıralamanın ABD’den THES (Times Higher Education Supplement) ve Çin’den Shanghai Jiao Tony University’nin yaptığı sıralamalara uzmanlardan alınan görüşlerin eklenmesiyle dünyanın en prestijli ve kaliteli 500 üniversitesi belirlendi” denilmektedir. Webometrics Yöntemle Dünya Üniversitelerinin Internet Üzerindeki Performansları Yönünden de Pek İyi Sayılmayız 20 Kasım 2007 tarihli basına yansıdığı üzere merkezi İspanya’nın Milli Araştırma Konseyi’nin (CSIC) üniversiteler üzerinde yaptığı “Webometrics Dünya Üniversiteler Sıralaması” sonuçlarına göre ise Bilkent ve ODTÜ ise kıl payı ile sıralamanın sonalarında ilk 500′ de yer alabilmişlerdir.
(http://en.wikipedia.org/wiki/Webometrics_Ranking_of_World_Universities)
Çeşitli ülkelerde faaliyet gösteren 13 bin üniversite üzerinde yapılan üniversitelerin Internet performansı araştırmasına göre hazırlanan çalışmanın Temmuz 2007 dönemi sonuçları, Türk üniversiteleri sıralamada Bilkent Üniversitesi 475. ODTÜ 482. ve Boğaziçi ise 525. sırada yer almaktadır. Diğer üniversitelerimizde 789 puan ile İTÜ; Ankara Üniversitesi, 852; Hacettepe Üniversitesi, 915; Ege Üniversitesi, 1002; Anadolu Üniversitesi, 1068; Gazi Üniversitesi, 1145; Dokuz Eylül Üniversitesi, 1277 ve Çukurova Üniversitesi 1521 sırası şeklindedir.
(more…)
Populerlik: 27% [?]
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategori: Eğitim | 2 Yorum »
Cumartesi, Aralık 1st, 2007 |
Dünya Günümüzde Büyük Bir Alt-Üst Oluş Sürecinden Geçerken Bilimin, ve Üniversitelerin Önemi Ön Plana Çıkmaktadır
Üniversiteler hızla dönüşmekte, düşün-felsefe-bilim-sanat yerine günlük teknolojilerin oluşturulması ve rekabet koşullarına uyarlanmaları beklenmektedir. İnsanlık tarihinin üçüncü büyük dönüşümü olarak tanımlanabilecek iletişim, bilgi teknolojisi ve ekonomik rekabetin gerçekleştiği bu dönemde üniversitelerin rolü eskisine göre farklılaşmış ama azalmamıştır. Böyle yoğun bilginin üretildiği ve bütün alt ve üst yapıların yeniden şekillendiği bir dönemde özellikle finans ve tüccar üst sınıfların kendine uygun bilgiyi üretmek ve ürettiği bilgiyi stratejiye dönüştürmek ve bu yolla bulunduğu konumu korumak ve yükseltmek ister. İşte bugünlerde dünya bilgiyi üreten ve bilgiyi satın alan ülkeler olarak yavaş yavaş saflara ayrılmaya başlamışlardır. Eskiden de günümüzde de bilgi aynı zamanda bir kontrol ve sömürü aracı olarak kullanılmak istenmiştir. Ülkemiz tarım ve sanayi devriminden sonra yaşanan bu üçüncü dönüşümün filizlendiği geçen yüzyılın ikinci yarıyılında özellikle de son çeyreğinde üniversitelerinin önünü açacağı yerde, bunların özerkliğini sınırlandırarak kendi içine kapalı bir devlet dairesi konumuna getirdi. Daha önce de belirtildiği gibi YÖK ile birlikte üniversiteler nitelik yönünden Türkiye’nin coğrafi, ekonomik ve nüfus büyüklüğüne oranla gelişmedi, dünya bilimine katkısı %1 düzeyinden öteye geçemedi. Bu tespite benzer yaklaşımlar YÖK strateji raporunun satır aralarında da okunabilir. Temelde ülkelerin gelişmesi, bilgi ve teknoloji üretimi ile üniversitelerin gelişmişliği arasında doğrudan ilişki bulunmaktadır. ABD AB ve Japonya gibi ülkeler başta kimya, ilaç ve silah alanında patentler yaparak bunu bir getiriye dönüştürmektedir. Bir ülkenin gelişmişliği ile ülkenin bilim ve eğitim politikası arasında doğrudan bir ilişkinin varlığı insanlığın önemli bir deneyimidir. Savaşların şiddeti ve üstünlük kurma da önemli oranda bu teknoloji mücadelelerine bağlı gelişmektedir. Bunun en açık örneği yanı başımızda bizi de içine alan Ortadoğu’da Arap yarım adası dahi bütün Kafkas Bölgesi batılıların silah üstünlüğü ile içinden çıkılamaz çatışma alanlarına dönüştürülmüştür. Maalesef bu durumda bilimin kirli savaşa alet edilmesi ile gerçekleşmektedir. Ne yazık ki bugün bilim ve politika da iç içe bulunmaktadır. Ancak teknolojik ilerilik ile milli gelir doğrudan ilintili değildir. Kuveyt ve Suudi Arabistan kişi başına milli gelir yönünden dünyanın ilk sıralarında yer alırlar, hatta her ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeydedirler. Ancak bilimsel bilgi üretiminde dünyada hiçbir etkileri bulunmadığı da bir gerçektir. Ülkemizin bu gerçeği görerek bilimde öncü olması gerekir.
(more…)
Populerlik: 22% [?]
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategori: Eğitim, Politika | Yorum Yok »
Perşembe, Kasım 8th, 2007 |
YÖK Üniversitelilik Bilincini Ortadan Kaldırdı
Evet bugün YÖK’ün kuruluş yıldönümü. Tamamen tek elden yürütülen ve yukarıdan aşağıya hiyerarşik yapılanma ile üniversiteler işleyemez duruma gelmiştir. Üniversitelerimiz ve eğitim sistemimiz işleyemez duruma gelmekle kalmamış bir bütün olarak ülkemiz bilimsel saygınlığını eşdeğer ülkelere göre geliştirememiştir. Bugün ülkemizin sosyal yaşamı, bilimi ve üniversiteleri toptan bir çıkmazın içindeyse bunun en önemli nedeni de YÖK yasası ile birlikte gelen üniversite anlayışıdır.
YÖK’ ile Birlikte Ülkemizde Bilimsel Kalite Geriledi
YÖK’ün kurulması ile birlikte aradan geçen 25 yıllık süre içinde belki ülkemiz üniversitelerinde niceliksel gelişmeler olmuştur, ancak unutmayalım bizden geride olan ülkeler bizden birkaç kat ilerlediler. Ancak ülkemiz için en ciddi sorun üniversite ve bilim kalitemiz her geçen gün düşmüştür.
Yine YÖK strateji raporundan öğrendiğimize göre üniversitelerimizin ve YÖK kurumunun ve diğer orta öğretim kurumlarına ilişkin istatistiki bilgiler, başta Milli Eğitim olmak üzere ülkemiz eğitiminin ve biliminin röntgeninin hiç parlak olmadığı ve ülkemizi ileriye taşımaktan da uzak olduğu görülmektedir.
Muasır Medeniyet Seviyesini Yakalayamadık
Maalesef ülkemize yazık olmuştur. Ülkemiz insani gelişmişlik düzeyi yönünden 96 sırada, yoksulluk ve suiistimal de 70 sırada. Halen nüfusun %10′un üzerinde okuma yazma bilmiyor, ortalama okuma yazma oranı ise 3.5 yıl. Maalesef ülkemiz Mustafa Kemalin hedeflediği muasır medeniyetler seviyesine 90 yıl sonra halen ulaşamamıştır. Bu sorumluluk bizi yönetenlere aittir. YÖK’ün ve Üniversitelerin birazda ülkenin bu gerçeklerini dikkate alarak, toplumu aydınlatarak yurttaşlardan devletten taleplerde bulunmasını sağlamaları beklenilmektedir…
(more…)
Populerlik: 21% [?]
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategori: Eğitim | 1 Yorum »
Perşembe, Kasım 1st, 2007 |
27 Ekim 2007 Cumartesi günü Deniz Er Eğitim Tabur Komutanlığı Poligon İzmir de Kurbağaadam branşında sınava girdim. Benim branşım kurbağa adam olduğu için sınavın yalnızca genel yetenek bölümüne dahil olduğumu belirteyim. Kurbağaadam branşına tabi olan adaylar bu sınavların sadece genel kültür bölümüne giriyor. Diğer branşlara tabi adaylar ise iki sınava birden giriyor. Genel yetenek sınavında seçtiğiniz branş hakkındaki bilgilerinizi ölçen ayrı bir testi cevaplandırıyorsunuz. Genel kültür sınavı ise 50 sorudan oluşuyor ve sorular Türkçe, Matematik, Tarih, Coğrafya, İnkilap Tarihi, Atatürkçülük, Vatandaşlık konularını barındırıyor. 50 soruyu cevaplandırmanız için size 60 dakika veriliyor ama sorular 30-35 dakika da tamamlanabilir. Herhangi bir paragraf sorusu olmadığı için sorular akıcı şekilde cevaplandırılabilir. Gözünüzü korkutamayacak kolay bir sınav. Tabii ki asıl eleme bu sınavda değil de fiziki yeterliliğinizi ölçecekleri test ve mülakatlarda yaşanıyor.
Yaklaşık bir ay kadar sonra bu fiziki yeterlilik sınavları için; İstanbul Tuzla da bulunan Deniz Harp Okulu Komutanlığına davet edildim. Hem kara hemde havuz testlerine tabi tutuluyorsunuz. İlk olarak kara testlerine girdim. 3000 metre koşu ile sizi biraz ısındırıyorlar. Daha sonra barfiks, şınav, mekik derken kendinizi hiç dinlenmeden havuzda buluyorsunuz. Başınızda bulunan komutanlar SAT ve SAS birliklerinden subaylar. Havuzda 50 metre serbest, 50 metre kurbağalama, 50 metre yan yüzüş (kurtarma yüzüşü) olmak üzere 150 metre yüzüyorsunuz. Daha sonra 15 metre dip yüzmesi, 1 dakika satışta durma ve 4,5 metrelik dip dalışını gerçekleştiriyorsunuz. Görüldüğü gibi testler hiçte kolay değil. Özellikle yüzmede gerilerde kalan arkadaşlar direkt eleniyor. Öteki testlere bile alınmadan havuzdan dışarıya çıkarılıyorlar. Sonuçta denizci olacaksınız. Yüzemeyen adamın ne yazık ki orda işi olmamalı.
En son aşama olarakta mülakata giriyorsunuz. Genel sohbet tarzında ilerleyen bir mülakat. Fazla heyecan yapmaya gerek yok. Bu fiziki yeterlilik testleri yaklaşık bir günü buluyor. Tüm aşamalardan sonra sınav sonuçlarını beklemeye başlıyorsunuz. Umarım askerliği düşünen arkadaşlar için yardımcı olmuştur.
eGe Gelisim
Populerlik: 20% [?]
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategori: Eğitim | Yorum Yok »
Perşembe, Kasım 1st, 2007 |
Çukurova Üniversitesi Öğretim Elemanları Yükseltme ve Atama İlkeleri’ni belirlemek üzere oluşturulan komisyonun hazırladığı taslak geleceğe yönelik asgari ve ortak hususların belirlenmesi ve bir referans noktasının olması itibarı ile önemli bir gelişmedir. Ayrıca bu yönde var olan bir boşluğu ve ihtiyacı doldurması bakımından da çok önemli bir adım olarak kabul edilmektedir. Katkısı olan değerli hocalarıma teşekkür ederim.
Uzun zamandır çevre illerde bizden sonra kurulan bir çok üniversitede akademik aşama için belirli ölçütler bulunurken bizim gibi yerleşik bir üniversitede akademik ölçütlerin olmamasının sakıncalarını ve geleceğe yönelik kaygıları bir çoğumuz taşıyorduk ve aralıklarla sorunu gündemde tutmaya çalışıyorduk.
2004 yılı içinde YÖK ve TÜBİTAK tarafından yapılan açıklamalar ışığında üniversitelerin yayınlanan tam makale say ısı yönünden üniversitemizin 357 makale ile 11. sırada, bilim adamı başına 0.47 makale sayısı ile 33. sırada ve kamu personeli sınavındaki genel kültür sırlaması bakımından ise neredeyse üniversiteler içinde en son sıralarda bulunmaktayız. Bir üniversitenin üst yönetimi ve öğretim üyeleri için bu tablonun çok da sevindirici olmadığını biliyorum. Ve amacım sizi üzmek değil, YÖK tarafından kamuoyuna dağıtılan bu resimden kendimizi görmek ve üniversitemizi geleceğe taşımak için önlemler alınmasını sağlamaktır. Konuya duyarlı olmam nedeniyle bu tablonun bir günde oluşmadığını ve sorumluluğun ortak olduğu bilincini taşındığım bir dönemde öğretim üyeliğine alınma konusuna da hazırlanan ilke taslağını üniversitemizde tartışmaya açılması beni bir nebze olsun umutlandırmıştır. Üniversitemizin geçmişinden bugüne kadar yöneticilik yapmış bütün değerli yöneticilerinin iyi niyeti bir yana üniversitemizin her zaman uzun soluklu bir planının olmadığını görmüş olmak beni hep endişelendirmiş ve düşündürmüştür. Üniversite öğretim üyesi olarak bulunduğum günden bu yana bir çok platformda üniversitenin bir bilim politikasının olmasını, akademik yükseltme kriterlerinin olmasını ve yıllık olarak üniversitenin her öğretim üyesi, anabilim dalı, bölüm, fakülte bazında plan program yapmasını ve yıl dönümlerinde bir değerlendirmeye gereksinim olduğu fikrini anlatmaya çalıştım. Savunduğumuz bu düşüncelerin bazı üniversitelerde yavaş yavaş hayata geçiriliyor olmasından da büyük mutluluk duyuyorum.
Çağdaş ve gelişmiş üniversitelerin temel işlevi kendisine yakışır bir bilim ve kültür politikası oluşturması ve buna uygun araştırma faaliyetleri yürütmesidir. Bu bağlamda bölgemizin ve ülkemizin öncelikleri çerçevesinde araştırmaların yapılması ve bu araştırmada çıkan sonuçların yayına dönüştürülmesi öncelikli olmalıdır. Bu şekilde üniversite ile bölge iç içe geçmeli ve birlikte bir sinerjinin yakalanması gerekir. Bu faaliyetleri oluşturabilecek ve geliştirecek olan ise iyi yetişmiş bilim adamlarını elinde bulundurması en doğal görevidir. Aksi takdirde meslek yüksek okulu konumundan öteye geçemeyecektir. Bu gün gelişmiş üniversitelerin bu konuda yaptığı en önemli işlev kendi alanının en iyi elemanlarına kurumlarında yer vermektir. Bunun için öğretim üyesi adaylarının alımında yüksek ölçütler ve ince eleklerden geçirmektir.
(more…)
Populerlik: 12% [?]
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategori: Eğitim | Yorum Yok »
Perşembe, Kasım 1st, 2007 |
1- OKS neden kaldırıldı?
OKS; bugünkü şekliyle amaç haline geldiği için, ilköğretimin çocuğu hayata ve bir üst öğretim kurumuna hazırlamak olan temel görevini yerine getiremez hale gelmesine zemin oluşturmuştur. Özellikle ilköğretim düzeyindeki çocukların hayata hazırlanması vazgeçilmez ve öncelikli öneme sahiptir. OKS; 2004 yılından beri kademeli olarak yenilenen öğretim programlarının ön gördüğü ölçme - değerlendirme vizyonuna uyum sağlayamamaktadır. İlköğretimde kullanılan yeni öğretim programları, sonucu değil süreci ölçen ve değerlendiren farklı yöntemler kullanmayı zaruri kılmaktadır. OKS’ de kullanılan sorular Türkçe, Matematik, Fen Bilimleri ve Sosyal Bilgiler derslerini kapsamaktadır, oysa yıl boyunca öğrencinin öğretim gördüğü diğer dersler kapsam dışı tutularak sınavda soru sorulmamaktadır. Bu durum, “ölçülmeyecek bir öğretimin neden yapıldığı” gibi soruları beraberinde getirmiş, tartışılmasına neden olmuştur. Sonuçta öğrenciler belirli derslere yönelmiş diğer derslerden ve sosyal aktivitelerden uzak kalmıştır.
Türkiye’de okul olanaklarının coğrafik, meteorolojik, sosyolojik etkiler gibi koşullara bağlı olarak farklılıklar göstermesi, eş şartlarda yapılan sınavla eşitlik ilkesini zorlamaktadır. Bir de bu çocukların ergenlik dönemine girmiş ya da girmek üzere oldukları düşünüldüğünde sosyal olumsuzluk yaratmak olasılığı yüksek olmaktadır.
2- OKS’nin mevcut olumsuzlukları nedir?
Öğrenci başarısının 120 dakikalık ve telafisi olmayan bir sınavla ölçülmesi öğrencilerimizde ve velilerde kaygı, stres, gerilim, tek hedefe kilitlenme gibi psiko-sosyal açıdan olumsuz tutumları berberinde getirmiştir. Ayrıca; gerçek anlamda tüm yönleriyle öğrenci başarısı değerlendirilememektedir.
OKS odaklı öğretim süreci öğrenciyi okul dışı kaynaklara itmektedir. Bu olanağı olmayan öğrenciler aleyhine fırsat eşitliği bozulmaktadır. Türkiye’deki gelir dağılımları dikkate alındığında yüksek maliyetli okul dışı kaynaklardan her öğrenci yararlanamamaktadır. OKS odaklı süreç okul içi performansı azaltmış, disiplini olumsuz etkilemiş, öğretmeni yetkinsiz kılmıştır.
(more…)
Populerlik: 16% [?]
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategori: Eğitim | 1 Yorum »