eGeGelisim Forum


Arşiv ‘Ekonomi’ Kategorisi

Yeni Dünya Düzeninin Dayattıkları

Salı, Mayıs 13th, 2008 |

Bir ülke düşünün, dünya mutluluk endenkslerinde hep en üstlerde çıkan bir ülke bu. Ama sanmayın ki halkı çok zengin, kaynakları yeterli, gelecek için çok umutlular. Yoksul bir ülke Bangladeş. O kadar yoksul, yoksun ve umutsuz ki; gelecek için beklentileri o kadar az ki, Bengal insanının umutları bile kıt kaynak olmuş. Ama orada bile dev reklam panoları, büyük alışveriş merkezleri var. Kapitalizmin getirdikleri diyeceksiniz.  Yaşanan bir insanlık suçunu bir sisteme yükleyeceksiniz. Ne güzel bir lakırdı. Ama insanlığa hiçbir yararı yok. Yeni dünya düzeni oralara kadar gitmiş ve onlara bile düzeni dayatmış ama onlar o kadar yoksul ki azınlık kavramının anlamını o alışveriş merkezlerinin içinde anlıyorsunuz. Bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az insan var içeride, kapıda güvenlik görevlileri ise canla başla kapı önünde duran yoksullar aman içeri girmesin, birşeyler çalmasın diye boğuşuyorlar. Tabii ki bu sadece gözden kaçmayan ufak ayrıntılardan bir tanesi. Asıl önemli olan, ülkedeki reklam panoları ya da alışveriş merkezleri değil artan tarım ürünleri fiyatları.

Banglades YoksullukHer sokakta elinde bir tas pirinç karnını doyurmaya çalışan insanlar var. Bu ülkenin yanlış ekonomi politikaları ve kıtlık, pirinç fiyatlarının artmasına sebep olmuş. Halkın en önemli besin kaynağı artık halk tarafından satın alınamıyor. Hükümetin getirdiği önlem ise ordu yoluyla sübvanse edilmiş pirincin düşük fiyattan satılması. Çoğunluğun günde 1 dolar civarında bir gelirle yaşadığı ülkede, sokaklar pirinç satın alma kuyruklarıyla dolu. Tabii ki bu kısa vadeli bir plan. Gıda krizini aşmada ülke; patates üretimine önem vermeyi ve insanların tarım ürünleri tüketim tercihlerini değiştirmeyi planlıyor. Ama gıda fiyatlarındaki artış geçici değil. Dünya ve Bangladeş bu yeni fiyat aralığına alışmak zorunda. Bir de ordu destekli geçiş hükümeti ve siyasal belirsizlikler ekonominin kötü gidişini körüklüyor. Yolsuzluklarda ciddi bir azalma olsa da ne yazık ki bu yeterli düzeyde değil. Bu durumun devamlılığı ve siyasal istikrarın yakalanması önemli. Ülkenin iki ulusal partisinin başında da bayan liderler var. Fakat bu iki liderinde seçim sürecindeki başarısı tartışılır.

Artan gıda fiyatları ve artan yoksullukla birlikte, siyasal belirsizliklerde ülkede başgösterince ülkenin geleceği hakkında bizlerinde net bir şeyler söylemesi çok zor gözüküyor. Bangladeş gibi ülkeler bu artan tarım fiyatlarına nasıl alışacak, yeni dünya düzeni Bangladeş in geleceği için ne düşünüyor?

Evet anlattığım ülkenin yaşadıkları bazı bakımdan size pekte yabancı gelmedi. Bizde şimdiden geleceği düşünmeliyiz. Kapımıza dayanmadan önlem almamız, artan tarım fiyatlarının getirdiği şoku absorbe etmemizi kolaylaştıracaktır.

eGeGelisim

Populerlik: 1% [?]

Bağımlılık Kuramları ve Bağımlılık Kuramlarına Yapılan Eleştiriler

Cumartesi, Mayıs 10th, 2008 |

1. GİRİŞ

Ülkelerin kalkınma sorunlarına çözüm bulma çabaları genel olarak ikinci paylaşım savaşı sonrası hız kazanmıştır. Kalkınma sorunun çözümü ise genel olarak iki kuram çerçevesinde analiz noktası yapılmıştır. Bunların ilki modernleşme kuramcıları olurken ikinci önemli kuramcılar ise bağımlılık kuramcılarıdır.

Modernleşme kuramlarını savunanlara göre azgelişmiş ülkelerin gelişememe nedenlerini içseldir. Var olunan içsel yapı bu ülkelerin gelişmelerini engellemektedir. Bunlardan bazıları nüfusun fazla olması, yatırımların verimsiz olmasının yanı sıra iç tasarrufların yetersiz olması, var olan ikili yapı ve ekonomik ve yönetim sistemlerinin yetersiz olması olarak vurgulanır. Çözüm, gelişmiş ülkelerin izledikleri yolları izleyerek olanaklı olduğunu söylemektedirler. Bağımlılık kuramcıları ise gelişememe nedenlerini daha çok dışsal nedenlere bağlamaktadırlar. Gelişmiş ülkelerin kurmuş oldukları yapı içinde kalan azgelişmiş ülkeler hem bu ülkelerin baskılarından hem de var olan sistem nedeniyle kalkınamadıklarını söylerler. Çözümün ise ancak bu sistemden kurtularak mümkün olacağını söylerler.

Bu çalışmanın konusu bağımlılık kuramlarıdır. Bağımlılık kuramları genel olarak Marksist bir çizgi izleyen kuramlardır. Bu bağlamda da ilk bölümde genel bir anlatım ile klasik Marksizm anlatılacak ve aralarındaki farklar vurgulanacaktır. Böylece bu kuramın özgünlüğü anlatılacaktır.

İkinci bölümde ise bu kuram çerçevesinde yer alan kuramcıların fikirleri verilecektir. Bu bölümde, Baran, Frank, Amin, Dos Santos, Cardoso, Wallerstein gibi bu kuramın öncü temsilcileri anlatılacaktır. Bu isimlerin dışında kalanlar ise genel olarak aynı fikirleri savundukları için bu başlık altında kısa bir şekilde incelenecektir.

Üçüncü bölümde ise bağımlılık kuramlarına getirilen eleştiriler yer alacaktır. Bu eleştiriler modernleşme kuramcılarından olabildiği gibi Marksist çevrelerden gelen eleştirilere de yer verilecektir. Çalışma ise sonuç bölümde genel olarak çalışmada yapılanların özetlenmesi ise sonlanacaktır.

(more…)

Populerlik: 2% [?]

Sanayi Toplumundan Bilgi Toplumuna Geçiş Küreselleşme Sürecinde Kalkınma Teorilerinde Paradigma Arayışları ve Ulus Devletin Değişen Rolü

Pazartesi, Nisan 28th, 2008 |

İnsanlık tarihinin geçirdiği büyük evrimler olan tarım ve sanayi devriminden sonra, geçen 20. yüzyılın son çeyreği bir üçüncü köklü devrimin gelişimine tanıklık etmiştir: bilgi teknolojileri devrimi. Tarım toplumuna geçişi saban ve yel değirmeninin kullanımı gibi toprağı işlemenin ve tarımın mekanizasyonu simgelemiş; sanayi devriminin temel özelliklerini buharlı makine, kömür, çelik, montaj hattı ve fabrikalar oluşturmuş; bilgi teknolojileri devrimine geçişi ise bilgisayarlar, iletişim teknolojisi, mikro elektronik, robotlar, biyo-teknoloji ve fiber optikler gibi yeni üretim teknik ve ilişkileri sağlamıştır. Toffler (1981), M.Ö. 8000’lerden başlayıp M.S. 1750’lere kadar süren tarım toplumunu birinci dalga, 1750’lerden başlayıp 20. yy.’ın son çeyreğine uzanan sanayi devrimini ikinci dalga olarak nitelemekte; sanayi devrimini tamamlamış toplumların artık “üçüncü dalga” içinde yer aldıklarını ve sanayi ötesi ya da bilgi toplumu olarak adlandırıldıklarını ileri sürmüştür. Bunlar ışığında küreselleşme evrelerini üçe ayırabiliriz.

Birinci Küreselleşme, tarım çağı Mezopotamya’da başladı. Asurlular tarım çağının iletişim devrimi olan tekerleği savaş arabalarında kullanarak ve tekerleğin sağladığı ticaret olanaklarıyla ulaşabildikleri tüm dünyayı küçük bir köye dönüştürdüler. Ve kurdukları serbest ticaret bölgeleriyle büyük bir sömürü hareketi başlattılar. Avcı- toplayıcılıktan tarım çağına geçişte yaşanan bu ilk küreselleşme sürecinin, bugün yaşanan süreçten (araçlar dışında) hiç bir farkı yoktur.

İkinci Küreselleşme, sanayi çağı Batı Avrupa’da başladı. İletişim alanında sanayi çağının yenilikleri olan trenler, buharlı gemiler… Çok iyi bilinen sömürgecilik dönemini başlattılar. Avrupalılar tüm dünyada kurdukları serbest ticaret bölgeleri ve ticaret şirketleri yoluyla, küresel bir dünya yarattılar. Sömürü pek çok yerde yağmaya dönüştü ve hatta yeni çağın yeni silahlarıyla bazı milletler son fertlerine kadar yok edildi. Ancak tarihteki bu ikinci küreselleşme süreci de geçici bir dönemdi. Sanayi çağının değişimlerinin tüm dünya tarafından benimsenmesi, başka bir değişle sanayi çağının tam olarak ortaya çıkmasıyla sanayi çağının başlangıcındaki küreselleşme süreci sona ermiş ve sömürü dönemi etkinliğini kaybetmiştir.

Üçüncü Küreselleşme, günümüzde yaşanan küreselleşme, sanayi çağından bilgi çağına geçişte yaşanan tarihteki üçüncü küreselleşme sürecidir. Bilgi çağının da iletişim araçları tarihte üçüncü kez sömürü amacıyla kullanılmaktadır. Günümüzün araçları; fiber optik, iletişim uyduları, bilişimin iletişim uygulamaları, internet… Sanayi çağındaki motorlu iletişimin ve tarım çağındaki tekerleğin icadının bugünkü karşılığıdır.

Küreselleşme bu şekilde farklı toplum yapılarını oluştururken aslına bakılırsa aynı anda da ikili bir toplum yapısı yaşanıyordu. Bunlar sanayi toplumu ile bilgi toplumudur. Bunların farkları ise genel olarak sistemlerin farklı olarak algılanması ve uygulanmasıdır. Örneğin ekonomik sistem sanayi toplumunda ulusal ekonomi, fiziksel sermayeye dayalı ekonomi, endüstriyel organizasyonların olduğu, sembolik olarak kağıt paranın hakimiyeti olarak uygulanırken bilgi toplumunda ise küresel ekonominin hakim olduğu, insan kaynaklarına ve bilgi sermayesine dayalı, bilgi tabanlı organizasyonların olduğu ve dijital paranın hakimiyeti olan bir sistem olarak algılanmakta ve uygulanmaktadır.

Sanayi toplumunda çekirdek ailenin olduğu, güvenlik sağlayıcı kurumların bulunduğu, uyumluluk, seçkinlik, sosyal sınıf gibi değerlerin olduğu, kitleselleştirilmiş dönemsel eğitimlerin olduğu bir sosyal sistem varken, bilgi toplumunda birey merkezli farklı aile biçimlerinin temel olduğu, bireysel yetenekleri geliştiren kurumlaşmaların yanı sıra bireysellik, çeşitlilik, katılımcılık gibi değerlerin bulunduğu, bireyselleştirilmiş yaşam boyu eğitimin hakim olduğu bir sosyal sistem vardır. Sanayi toplumunda uluslar arası çatışma ve polarizasyonun olduğu, merkeziyetçiliğin olduğu ulus devletin varlığında güvenlik amaçlı yönetimin bulunduğu bir siyasal sistem varken bilgi toplumunda uluslar arası uyum ve küresel bağlamada siyasal entegrasyonların olduğu, adem-i merkeziyetçiliğin etrafında küresel ve bölgesel organizasyonlarla beraber küresel ve bölgesel organizasyonların olduğu ve yurttaş odaklı yönetimin olduğu bir siyasal sistem vardır. Son olarak teknoloji alanındaki farklılıklara değinmek gerekir. sanayi toplumunda mekanik teknoloji devrimi, işgücünü ikame eden makinelerin olduğu montaj hattına dayalı üretim tekniklerin uygulandığı montaj hattına dayalı üretim varken, bilgi toplumunda bilgi teknolojileri devriminin temel olduğu, beyin gücünü geliştiren bilgisayarlarla beraber bilgi ve yönetim teknolojilerine dayalı üretim tekniklerinin uygulandığı internet ve dijital teknolojilere dayalı bir teknolojik sistem vardır.

(more…)

Populerlik: 5% [?]

Köy Enstitülerinin Önemi ve Fen Okur Yazarı Olmak

Pazartesi, Nisan 28th, 2008 |

Ülkemizin eğitim sistemi ve sonuç olarak yetiştirdiği insan potansiyeli tartışma konusu olmaya başlamıştır. Sorunu şematize edecek olursak; Ülkemiz eğitim sistemi bugün her yönü ile sorgulanabilir duruma gelmiştir.

Günümüz bilişim teknolojisinde artık okuryazar olmak yetmiyor. Biraz da bilim okuryazarı olması zorunluluğu ortaya çıkmış bulunuyor. Bu da doğal olarak fen-okuryazarlığını gündeme getirmektedir. Fen ve bilimin doğru öğretilmesi de bu konuda yetkin insanların yetiştirilmesi ve bu öğretiyi öğretmeleri gerekiyor.

Fen eğitiminin öğrencilere benimsetilebilmesi için ezbercilikten kurtarılarak deneysel çalışmaya, gözlem ve incelemeyi öğrenci merkezli olarak işlenmesi gerekmektedir. Bu anlamda temel bilimlerin amacı yaratıcılığın sınırlarının zorlanması, bunların kaleme dökerek insanların beyninde şimşekler çaktırabilecek şekilde yetiştirilmelidir.

Köy Enstitülerinin En Önemli Katkılarından birisi de;

Köy Enstitüleri üretim ve kültür eksenli olduğu için öğrencilerin öz güvenini geliştirmiş olmasıdır.

• Türkiye’de Bilimsel Düşünceyi Köylere Kadar Götürmüş olmasıdır.

Bugün bilimsel devrimlerin yarattığı etkiler ve bunların sebep ve sonuçları metodolojik olarak öğretilmemektedir.

Oysa bilimsel düşüncenin ne olduğu ne zaman ve hangi koşullarda doğduğu, insanlığın ve uygarlığın gelişmesinde ne tür etkiler yaptığı ve geleceği ne şekilde etkilediği öncelikle öğretilmelidir. Bütün bunlar ancak fen okuryazarlığı ile daha iyi sağlanabilir. Atatürk diyor ki;

…Hiçbir mantıki delile dayanmayan, bir takım geleneklerin, inançların muhafazasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur…” ve “…Milletimizin siyasal ve sosyal hayatında, milletimizin fikir terbiyesinde rehberimizin bilim ve fen olacaktır…

Bu sözler, Mustafa Kemal’in ilerlemek için pozitivist eğitimi en temel araç saydığını göstermektedir.

(more…)

Populerlik: 5% [?]

Buğday Fiyatlarındaki Artış Neyin Habercisi?

Pazar, Mart 23rd, 2008 |

Küreselleşme ve İklim Değişimine Bağlı, Artan Buğday Fiyatları Geçen aylarda fırıncılar tarafından ekmek fiyatlarının moda tabiri ile yeniden ayarlanması istendi. Ekmek zammının yüksek düzeyde talep edilmesinin normal bir düzenleme değil, küresel düzeyde zorlama olduğu gerçeği kısa sürede anlaşıldı. Bir çoğumuzun dikkatinden kaçmayan, iklimdeki belirsiz değişimlerin su bütçesi üzerindeki olumsuz etkisi, artan petrol fiyatları ve biyoyakıt üretimine ayrılan yeni alanların artmasının sonucunda buğday üretiminin azaldığı ve fiyatların birden yükseldiği görülmektedir. Tabii son dönemlerde batı borsalarındaki spekülatörlerin petrol fiyatlarının artmasına bağlı olarak ellerindeki fonlarını tarım ürünlerine yatırması bir anda batıda buğday fiyatlarının yükselmesine neden olmaktadır. Ayrıca dünya bilim çevreleri de yeşil devrim ile başlayan bitki ıslahı ve biyoteknolojideki gelişmeler sonrası tarıma gerekli önemin verilmemesi sonucu da son yıllarda artan pahalı tarımsal girdilere karşı verim artışının sağlanamaması da süreci tetiklemektedir. Ancak 20 milyona yakın insanımızın yoksulluk sınırının altında bir gelirle geçindiği ve temel gıda kaynağının tahıl (buğday) kaynaklı olması tarımcılar olarak konunun tarafımızdan izlenmesi önem arz etmektedir. Bu bağlamda toplumun ekmeği ile oynamanın nelere mal olacağı düşünülerek ve bilerek konu nedenleri ve niçinler ile işlenmiştir.

İnsanlığın Gıda Zinciri İnsan İhtiyaçlarına Değil, Pazarın İhtiyacına Göre Şekilleniyor

Ülkemizin de içinde bulunduğu dünya kuşağının tükettiği stratejik bitki buğdaydır. Son günlerde artan petrol fiyatlarına bağlı olarak bir anda uluslararası alanda buğday fiyatlarında ani fiyat yükselmesi yaşandı ve bunu takiben ekmek fiyatlarına da yaratılan suni fiyat artışı yansıyacağa benziyor. Yer yüzeyinde şu ana kadar 800000 bitki türü tanımlandı, bunlardan 3000 kadarının dokuları yenilebiliyor ve bunlardan 150 kadarı yaygın olarak tarım bitkisi olarak kullanılıyor. Bunlardan 9 tanesi de bitkisel üretimde çok yüksek oranda geniş tarım alanlarında insan ihtiyacı için kullanılıyor. Kültüre alınmış bulunan bitkilerden buğday, mısır, çeltik, patates, pamuk en çok ekimi yapılan bitkilerdir. Bu bitkiler aynı zamanda küresel çapta biyoteknoloji şirketlerinin üzerinde oynadığı kritik bitkilerdir. Biyoteknoloji şirketleri bu bağlamda söz konusu bitkilerin tohumları üzerinde hastalık ve zararlılara karşı dayanıklılık ve daha fazla verim için yaptıkları değişiklikle dünyanın her tarafına aynı tohumu pazarlamaktadırlar. Doğal olarak yapılan eleştiri dünyanın değişik coğrafyalarında kendiliğinden doğaya adapte olmuş bitkilerin ortadan kalkmasına neden olmakta ve biyolojik çeşitlilik yok olmaktadır. Terminatör tohum olarak bilinen ve yalnızca bir defa ekilebilen ve bir sonraki ekimde ürün vermeyen kısır tohum ile biyoçeşitliliğin ortadan kalkacağı ve ileride olası bir durumda insanlığın gıda zincirinin tehlikeye gireceği kuşkusu tartışılmaya başlanmıştır.

(more…)

Populerlik: 9% [?]

Taşımacılık Sektörüne Genel Bir Bakış

Pazar, Kasım 4th, 2007 |

Küreselleşme ve iletişimin çığ gibi geliştiği çağımızda insanların ulaşım eğilimleri daha hızlı, daha güvenli, daha konforlu ve daha ucuz ulaşıma doğru olmaktadır. Dünyada bugün 250-300 km/s hızlar lüks sayılmamaktadır. Türkiye ekonomisinde taşımacılık sektörü hayati ve çok önemli yer işgal etmektedir. Türkiye’nin Doğu ve Batı arasındaki jeopolitik pozisyonu taşımacılık sektörünü bölgenin ekonomik gelişmesi için dönüm noktası yapmaktadır. Türkiye ticari taşınacak malların hem transit geçiş hem de başlangıç ve bitiş noktası olarak önemli oyuncusudur. Önemli mali krizler ve son zamanlardaki dış gelişmeler örneğin AB’ye giriş, Orta Asya ve Güney Kafkasya ile ticaret, taşımacılığı daha da önemli bir konuma getirmektedir.

Türkiye’nin AB’ye giriş ajandasında beş ana konudan biri de taşımacılıktır. Sorunlar fiziksel entegrasyondan altyapı harmonizasyonuna, araçlara, çevresel ve diğer standartlar, lojistik ağların gelişmesi, sınır geçişleri ve ticari kolaylaştırma politikalarına kadar (gümrüklerin modernizasyonu vs) vardır. AB standartları devletin sosyal hizmetleri ticari hizmetlerden ayırmasını zorunlu kılmaktadır. Kafkasya’da Ermenistan, Azerbaycan, Rusya Cumhuriyeti ve Gürcistan ile sınırların açılması, bölge arasındaki ithalat/ihracatı geliştirmiştir.

Taşımacılık Sektörünün Durumu: Türkiye, üretim-bazlı bir sektörden, pazarın ihtiyaçlarını karşılayan bir sektöre değişim reformlarını hızla yapamamasından dolayı, orta gelirli gelişen ülkelerin arkasına düşmektedir. Ülkedeki kamu taşımacılık kuruluşları: gereğinden hantal/büyük, planlamaları zayıf, politik projelere fazla öncelik verilen ve devletin sırtına zarardan dolayı fazla mali yük getirmektedirler. Özel taşımacılık sektörü hızla gelişmesine rağmen küçük, düzensiz ve kurumsallaşamamış durumdadır. Taşımacılık alt yapı ve hizmetlerinin ticarileştirilmesi, özelleştirilmesi, karlılaştırılması, reorganizasyonu ve şeffaflaştırılması gerekmektedir.

(more…)

Populerlik: 33% [?]

Kaz Dağı Altın Arama Faaliyetleri

Cumartesi, Kasım 3rd, 2007 |

Kaz Dağı nda ne arıyoruz? Altın mı? Siyanürle altın arayan şirketler Kanada dan, Avusturalya dan atılırken biz hepsine kucak açıyoruz. Siyanür yüzyılımızın çevresel yok edicilerinin başında geliyor ve biz bunu topraklarımızda yabancı firmaların altın arama faaliyeti sonucunda kullanmasına izin veriyoruz. Birkaç liralık antlaşmalarla topraklarımızı, geleceğimizi, orda yaşayan, yaşacak olan nesillerin geleceklerini satıyoruz.

Ama ülkemizde hala duyarlı insanlar var. Bunların başında da köylülerimiz geliyor. Çünkü onlar toprağın üstünün toprağın altından daha değerli olduğunu bizden daha önce kavramışlar. Kaz Dağında yetişen bitki örtüsünden, ağaçlardan yüzlerce kişi geçim sağlıyor ve daha da önemlisi orda yaşayacak nesiller faydalanmayı bekliyor. Hem bir oksijen deposu hem de ülkemizde artık parmakla gösterdiğimiz yeşil örtülerden biri. Nasıl bunu günümüzün ekonomik kartellerine parsel parsel peydahlayabiliriz ? Hangimizin yüreği acımadan bu alanları kendileri açısından hiçbir maddi ve manevi değeri olmayan, buraların zarar görmesi umurlarında olmayan altın arama şirketlerine satabilir.

Kazdağında şimdiden ağaçlar kesilmeye, yollar açılmaya, sondaj delikleri ile dağ delik deşik edilmeye başlandı. Ekolojik denge yavaş yavaş bozuluyor. Derhal bir önlem alınmalı ve bu faaliyetler sonlanmalı bu şirketler Kaz Dağından defedilmelidir.

Kaz Dağı’nda altın çıkarılırsa; 1 trilyon tondan fazla toprak işlenecek, 400 bin ton siyanür kullanılacak; 2 milyon 580 bin dönüm orman, 10 milyon zeytin ağacı etkilenecek; su kaynakları gün geçtikçe kirlenecek.; orman köylülerinin geçim kaynağı azalacak ve orman köylüleri göç etmek zorunda kalacak; bu yapay felaketten 20 bin zeytin üreticisi, 80 bin zeytin işçisi ile 30 bin aile etkilenecek.

Bir altın madeninin ömrünün kaç yıl olduğunu biliyor musunuz? Yaklaşık 10 yıl kadar. Kaz Dağı nda altın çıkarılırsa; 10 yıl sonra siyanürle dolan toprak üzerinde hiçbirşey yetişmeyecek. Sadece 10 yıl içinde verilen bu zararın etkileri 10 larca yıl devam edecek. Yüzyıllar boyunca doğrudan ve dolaylı etkilerle insanlarımızı etkileyecek.

Belki Kaz Dağının altında milyonlarca dolarlık altın var. Ama bunun geliri ekonomik, sosyal ve insani maliyetinin kat ve kat altında kalıyor. Çünkü etkilerine yüzyıllar boyunca katlanacağız. Kimse bu sorumluluğu üzerine alamaz. Geleceğimizin teminatlarını kimse günlük kazançlar uğruna harcayamaz. Buna dur demenin zamanı gelmiştir.

eGe Gelisim

Populerlik: 29% [?]



eGeGelisim

eGeGelisim.org - 2. yılını sürdüren bir eleştirel paylaşım platformudur. 2007 Haziran ayında İzmir Ekonomi Topluluğu üyelerinin katılımıyla biraraya gelen egegelisim.org eğitim, ekonomi, politika ve iş dünyasına yönelik makaleleri yayınlamakta; bir paylaşım ve eleştiri platformu özelliğini taşımaktadır...

devamını okuyun

Aranacak Kelime: