Genel - Yazan - Prof. Dr. Ibrahim ORTAS Tarih: Pazar, Ekim 7, 2007 10:16 - 0 Yorum

Çölaşan ın Atılması Üzerine

Hürriyet Gazetesi yazarı Emin Çölaşanı ın işine son verilmesi ile başlayan tartışmaya toplumun değişik kesimlerinden tepkiler oluşmaya başlandı. Ancak biraz tarih bilgimizi yokladığımızda ülkemiz basın tarihinde bu ve benzeri çok sayıda olayın olduğu görülmektedir. Hemen belirtelim, genelde ülkemiz farkı düşüneni, üreteni, konuşanı pek sevmiyor.

İnsanlık tarihi boyunca kendi içinde eleştiri yapanları genelde dışlamış ve bastırmıştır. Ancak her türlü eleştiriye müsaade eden kişi, topluluk, toplum ve devletler de gelişmiş ve farklılaşarak öncü olmuşlardır. Osmanlı dan günümüz Türkiye sine kadar eleştiriden yararlanmak veya eleştiriye karşı sert tepki (tedbir) konusunda sayısız örnekler bulunmaktadır.

Bugün ülkemizin her yönü ile özellikle de kurumlarımızda daha çok ses çıkarmayan, eleştirmeyen kişiler ağırlıklı olarak benimsenmiş görülmektedir. Bunun sonucu kurumlarımız artık neredeyse üretemez ve ilerleyemez duruma geldi. Sayın Çölaşan ın görüşlerine katılır veya katılmayız. Yazdıkları kendisini bağlar. Çoğumuz gibi ben de zaman zaman görüşlerinden çok, cesur davranışlarını taktir ettim. Ancak bir kişiye düşüncellerinden dolayı, hele hele bir başka otoritenin telkini ile görevden el çektirilmesi veya işinden kovulması hiç hoş değil, kabul edilemez bir durum. Ülkemiz maalesef güce tapan, güçten güç alan, güç etrafında gezinerek kendine yer edinmeyi benimseyen bir duruma getirildi. Benzer yaklaşımlar bir çok devlet kurumunda da görülmektedir. Türk Üniversiteleri de bu konuda geçmişte maalesef çok kötü sınavlar vermişlerdir. Bir çok öğretim üyesi, otoritelerin istemi ile üniversitelerden uzaklaştırmış, cezalar verilerek yerleri değişilmiş, basınımız da bunların çoğuna sessiz kalmıştır. Halen şimdi bile en küçük bir düşünce açıklaması bile neredeyse soruşturma konusu olabilmektedir. Ancak hepimizin, bütün bu engellerlere rağmen, demokratik usuller içinde birbirimizi eğiterek, farklılıkların zararlı değil yararlı olduğu düşüncesini oluşturmamız gerekir.

Bunca yaşanan gelişme ile birlikte, esas üzücü olan insanımızın güç ilişkileri yumağına kapatılmış olmasıdır. Çok üzücü, insanlık karakterli ve sağlıklı düşünen yapıdan, çıkara göre ve güce göre posizyon alır duruma getirildi. İnsanımız önce sürdürülebilir yoksulluğa mahkum edildi ve ondan sonra da avuç açan, kişiliğini zedeleyen bir duruma düşürüldü. Sözüm ona, sonradan zenginlerimizin dağıttığı küçük hediyeler için insanımızın birbirini ezercesine kapışmasını hiç kimseye yakıştıramıyorum. Bu manzaralara yakışır bir toplum olmadığımızı düşünüyorum. Onca krizden sonra artık kendi normal yaşamını sürdüremez duruma gelmiş, üretim yapamaz, toprak işleyemez duruma gelmiş, vatandaş fakir fukara fonu, yeşil kart, kömür ve erzak yardımına muhtaç duruma düşürülmüştür. Yoksul insanın kişiliği ve kimliği gelişmez, mutlu olamaz, mutlu olmayan kişi her türlü suça eğilim göstermeye başlar. Ha evinde kapalı bir cezaevinde kalmış gibi yaşamış, ha devletin ekmeğini verdiği kapalı cezaevinde kalmış, onun için fark etmez. Hal böyle olunca çok sayıda insanımız suç işleme eğilimini daha cesaretle yerine getirdiği kanısındayım.

Maalesef sayın Çölaşan ın gazeteden uzaklaştırması çok acı bir durum, ancak bunda daha fazlası da geliyor diye korkuyorum. İleride daha farklı süreçler yaşanabilir endişesi taşıyorum. Ülkemizin sorunları gerçekten çok büyük, sorun çözülmedikçe, eleştiriler artacak, artan eleştirilerin de zor ile bastırılacağından korkuyorum. Bu durum sadece mevcut iktidar için değil, hangi iktidar gelirse gelsin, ülkemizin sorunlarını sağlıklı kendi ayakları üzerinde duran bir politika ile çözemeyen her yönetim için geçerli bir yaklaşım; maalesef bastırma, sindirme, cezalandırma ve işinden etme gibi yollar kolay yönetim aracı olarak algılanıyor. Psikoloji biliminde bunun açıklaması bulunmaktadır. Güçlü sağlıklı düşünen hiç bir birey, kurum ve devlet; sorunları bastırarak değil, düşünce ile, konuşarak ikna ile çözer. Zayıf kişi ve yönetimler ise sorunu zor kullanarak bastırır. Ülkemizin yakın tarihine bakıldığında, bu ve benzeri gelişmelerin yaşandığı görülecektir.

Ülkemizin bugün içinde geçtiği bu zorlu durumda, yapılması gereken; toplumumuzu eğitmek, eğitilmiş insanının üretim yapmasını sağlamaktır. Üretenin insan öz güvenli ve mutlu kişidir. Yurttaş bilinci gelişmiş, ölçülerini bilen, birlikte yaşamaktan haz alan insandır. Gerisi küçük çıkar ilişkileri için atılan taklalar, yalan dolan. Bu yollarla ne kişi sağlıklı ve mutlu olabilir, ne de toplum. Sağlığı ve mutlu olmayan bir toplumda sağlıklıların ve mutluların yaşama sansıda elinden alınır. Her gün çoğumuzun sokakta kapkaç ve yankesicilerin hışmına uğramsı bir sonuçtur. Hem de çok kötü ve kısa sürede çözümü olmayan bir sonuçtur.

Bizlere düşen görev; toplumumuzu eğitmek, düşünebilme ve sorunlara çözüm bulabilme yollarını geliştirmek, böylece Atatürk’ün öngördüğü muasır medeniyetler seviyesine çıkaracak yaratıcı yenilikçi kuşakları yetiştirebilmektir. Bu yaratıcılık da eleştireni bastırmakla değil, farklı bakış açılarını desteklemekle gerçekleştirilebilecektir. Ülkemizin Anadolu Aydınlanmasına ve hoşgörüsüne uygun olarak farklılıkları kendi içinde zenginlik olarak görüp, farklılıklardan yaralanması ülkemizin aydınlık geleceğinin yararına olduğunu düşünüyorum.

Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ
Çukurova Üniversitesi





Yorumlayin

Yorum

eXTReMe Tracker

EÄŸitim - Tem 1, 2008 10:51 - 0 Yorum

Kamu Personel Seçme Sınavı KPSS Soruları Sonuçları ve Değerlendirilmesi

Kategori EÄŸitim


Politika - Haz 12, 2008 12:40 - 1 Yorum

Kraliçenin Ardından

Kategori Politika


Ekonomi - May 13, 2008 22:09 - 0 Yorum

Yeni Dünya Düzeninin Dayattıkları

Kategori Ekonomi