eGeGelisim Forum


‘bilim’ Etiketine Göre Tüm Sonuçlar

Dünyada Yeni Dönüşümlerin Yaşandığı Dönemde Yeni YÖK Başkanının Atanması ve Beklentiler

Dünya Günümüzde Büyük Bir Alt-Üst Oluş Sürecinden Geçerken Bilimin, ve Üniversitelerin Önemi Ön Plana Çıkmaktadır

Üniversiteler hızla dönüşmekte, düşün-felsefe-bilim-sanat yerine günlük teknolojilerin oluşturulması ve rekabet koşullarına uyarlanmaları beklenmektedir. İnsanlık tarihinin üçüncü büyük dönüşümü olarak tanımlanabilecek iletişim, bilgi teknolojisi ve ekonomik rekabetin gerçekleştiği bu dönemde üniversitelerin rolü eskisine göre farklılaşmış ama azalmamıştır. Böyle yoğun bilginin üretildiği ve bütün alt ve üst yapıların yeniden şekillendiği bir dönemde özellikle finans ve tüccar üst sınıfların kendine uygun bilgiyi üretmek ve ürettiği bilgiyi stratejiye dönüştürmek ve bu yolla bulunduğu konumu korumak ve yükseltmek ister. İşte bugünlerde dünya bilgiyi üreten ve bilgiyi satın alan ülkeler olarak yavaş yavaş saflara ayrılmaya başlamışlardır. Eskiden de günümüzde de bilgi aynı zamanda bir kontrol ve sömürü aracı olarak kullanılmak istenmiştir. Ülkemiz tarım ve sanayi devriminden sonra yaşanan bu üçüncü dönüşümün filizlendiği geçen yüzyılın ikinci yarıyılında özellikle de son çeyreğinde üniversitelerinin önünü açacağı yerde, bunların özerkliğini sınırlandırarak kendi içine kapalı bir devlet dairesi konumuna getirdi. Daha önce de belirtildiği gibi YÖK ile birlikte üniversiteler nitelik yönünden Türkiye’nin coğrafi, ekonomik ve nüfus büyüklüğüne oranla gelişmedi, dünya bilimine katkısı %1 düzeyinden öteye geçemedi. Bu tespite benzer yaklaşımlar YÖK strateji raporunun satır aralarında da okunabilir. Temelde ülkelerin gelişmesi, bilgi ve teknoloji üretimi ile üniversitelerin gelişmişliği arasında doğrudan ilişki bulunmaktadır. ABD AB ve Japonya gibi ülkeler başta kimya, ilaç ve silah alanında patentler yaparak bunu bir getiriye dönüştürmektedir. Bir ülkenin gelişmişliği ile ülkenin bilim ve eğitim politikası arasında doğrudan bir ilişkinin varlığı insanlığın önemli bir deneyimidir. Savaşların şiddeti ve üstünlük kurma da önemli oranda bu teknoloji mücadelelerine bağlı gelişmektedir. Bunun en açık örneği yanı başımızda bizi de içine alan Ortadoğu’da Arap yarım adası dahi bütün Kafkas Bölgesi batılıların silah üstünlüğü ile içinden çıkılamaz çatışma alanlarına dönüştürülmüştür. Maalesef bu durumda bilimin kirli savaşa alet edilmesi ile gerçekleşmektedir. Ne yazık ki bugün bilim ve politika da iç içe bulunmaktadır. Ancak teknolojik ilerilik ile milli gelir doğrudan ilintili değildir. Kuveyt ve Suudi Arabistan kişi başına milli gelir yönünden dünyanın ilk sıralarında yer alırlar, hatta her ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeydedirler. Ancak bilimsel bilgi üretiminde dünyada hiçbir etkileri bulunmadığı da bir gerçektir. Ülkemizin bu gerçeği görerek bilimde öncü olması gerekir.

Yazının devamını okuyun… »

Populerlik: 23% [?]

Bilime Adanmış Bir Hayat Erdal İnönü

Türkiye nin yetiştirdiği önce bilim adamı sonra seviyeli siyaset insanı Prof. Dr. Erdal İnönü hayata gözlerini yumdu. Erdal İnönü iki nedenden dolayı tanındı. Önce bilim adamı, sonrada siyaset adamı olarak bilimsel çalışmaları sırasında pek kamuoyu tarafından bilinmezdi. Siyaset onu kamuoyu ile tanıştırdı. Aramızda ayrılırken de saygın bir bilim insanı olarak ayrıldı. Erdal İnönü’yü tanıma imkanına sahip olduğum için kendimi şanslı hissediyorum. Üniversitelerde bilim tarihi derisinin okutulması konusunda yazdığım bir yazıya e-posta yolu ile cevap verme nezaketi göstererek konuya sahip çıktığını belirttiler. O günlerde Erdal İnönü gibi bir şahsiyetten e-posta almak beni çok mutlu etmiş, bunun sevincini yaşıyordum. Daha sonra Internet ortamında yayınlanan Üniversite ve Toplum dergisinin adına “bilim tarihi” adlı ek sayı için iletişime geçtiğimde çok sevinmiş ve katkıda bulunmak için kendi yazdığı bir yazısını vermişti.

Sayın İnönü yü daha önce Üniversitemizde dinlemiştim. İnönü vakfı her yıl bir üniversitede ismet İnönü’yü anlatmak üzere 2004 yılı için Çukurova Üniversitesini belirlemişlerdi. Aile Adana’ya gelecekti. O ara yazışmalarımızda Adana’ya geleceğini ve görüşebileceğimizi belirttiler. Adana ya geldiği gece dahi birlikte olduğumuz süre içinde değişik konuları konuştuk. İkinci gün konferans sonrası daha önce birlikte belirlediğimiz gibi kendisine Üniversiteyi gezdirme şansım oldu. Gezi süresince kendisine çok sayıda bilim, üniversite, araştırma, YÖK, TÜBİTAK konusunda soru sorarak merakımı gidermeye çalıştım. Ziraat Fakültesi arazisini gezdirirken kendisinin tarıma ilişkin soruları olmuştu. Sorumluluğunu yaptığım Toprak Bölümü Araştırma Alanında tanıtma fırsatım olmuştu. Alanda çalışanlar ve araştırma öğrencileri acaba gerçekten araziye gelen Erdal İnönü müdür diye ikilemde kaldıklarını hatırlıyorum. Beklenilen bir durum olmadığı için arazidekiler biraz şoke olmuşlardı. Araştırma alanında yetiştirdiğimiz ekolojik greyfurt ikram etmiştik. Konu hakkında bilgi aldı. Yaptığımız ekolojik tarım hakkında bilgi sordular. Şahsıma daha çok temel araştırma yapmamı önerdiler.

Yazının devamını okuyun… »

Populerlik: 21% [?]

YÖK Ülkemizin Her Yönden Gelişmesine Katkıda Bulunacak Atılımı Sağlayamadı

YÖK Üniversitelilik Bilincini Ortadan Kaldırdı

Evet bugün YÖK’ün kuruluş yıldönümü. Tamamen tek elden yürütülen ve yukarıdan aşağıya hiyerarşik yapılanma ile üniversiteler işleyemez duruma gelmiştir. Üniversitelerimiz ve eğitim sistemimiz işleyemez duruma gelmekle kalmamış bir bütün olarak ülkemiz bilimsel saygınlığını eşdeğer ülkelere göre geliştirememiştir. Bugün ülkemizin sosyal yaşamı, bilimi ve üniversiteleri toptan bir çıkmazın içindeyse bunun en önemli nedeni de YÖK yasası ile birlikte gelen üniversite anlayışıdır.

YÖK’ ile Birlikte Ülkemizde Bilimsel Kalite Geriledi

YÖK’ün kurulması ile birlikte aradan geçen 25 yıllık süre içinde belki ülkemiz üniversitelerinde niceliksel gelişmeler olmuştur, ancak unutmayalım bizden geride olan ülkeler bizden birkaç kat ilerlediler. Ancak ülkemiz için en ciddi sorun üniversite ve bilim kalitemiz her geçen gün düşmüştür.
Yine YÖK strateji raporundan öğrendiğimize göre üniversitelerimizin ve YÖK kurumunun ve diğer orta öğretim kurumlarına ilişkin istatistiki bilgiler, başta Milli Eğitim olmak üzere ülkemiz eğitiminin ve biliminin röntgeninin hiç parlak olmadığı ve ülkemizi ileriye taşımaktan da uzak olduğu görülmektedir.

Muasır Medeniyet Seviyesini Yakalayamadık

Maalesef ülkemize yazık olmuştur. Ülkemiz insani gelişmişlik düzeyi yönünden 96 sırada, yoksulluk ve suiistimal de 70 sırada. Halen nüfusun %10′un üzerinde okuma yazma bilmiyor, ortalama okuma yazma oranı ise 3.5 yıl. Maalesef ülkemiz Mustafa Kemalin hedeflediği muasır medeniyetler seviyesine 90 yıl sonra halen ulaşamamıştır. Bu sorumluluk bizi yönetenlere aittir. YÖK’ün ve Üniversitelerin birazda ülkenin bu gerçeklerini dikkate alarak, toplumu aydınlatarak yurttaşlardan devletten taleplerde bulunmasını sağlamaları beklenilmektedir…

Yazının devamını okuyun… »

Populerlik: 21% [?]

Öğretim Üyesi ya da Bilim İnsanı Kimdir?

albertStephan Zweig, “Bilimde körlük yanılgı değil, ‘korkaklık’dır.” der. Bilim adamının korkaklarla, ürkeklerle işi ya da saygıdan ötürü gerçeği görmemeye hakkı yoktur.

Bilim adamı;

• Evrensel düşünen kişidir,
• Objektiftir,
• Ahlaki sorumluluğu yüksek olan kişidir,
• Aydınlanmış kişidir,
• Öngörüsü yüksek olan kişidir.

Hoca Sorumluluğu

Öğretim üyesi hepimizin kabul edeceği gibi; aydınlanmış, geniş bilgili, görgülü, ufku geniş, toplumun gelişme dinamiklerini yaratan, topluma öncülük eden ve o toplumun beyin takımını oluşturan kişidir. Öğretim üyesinin üç temel görevi bulunmaktadır:

1) Eğitim ve öğretim,
2) Bilimsel araştırma,
3) Bulunduğu coğrafyadaki toplumun bilinçlenmesini sağlamak.

Bilim insanının her şeyden önce kendi çalışma konusunu tam ve etraflı olarak biliyor olması gerekir. Ondan sonra da toplumsal sorunlarla ilgilenmesi gerekir. Bu anlamda yetişmiş aydın kimlikli bilim adamı veya öğretim üyesi; içinde yaşadığı toplumun veya daha geniş anlamda dünyanın sorunlarını izlemek, tahlil etmek ve bilimsel bakış açısı içerisinde kendi görüşlerini oluşturmak durumundadır.

Yazının devamını okuyun… »

Populerlik: 16% [?]

Bilim Adamı Olmak İsteyen Gençler

Üniversiteler sadece meslek elemanı yetiştiren kurumlar değildir. ÖSS’de yüzde 1′lik dilime giren başarılı öğrencilerin bilim adamı olabilmeleri için ilgili kurumların özel bir çalışma yapması gerekli.

Doğru Tercih Doğru Geleceği Belirler

Bugünlerde ÖSS sınavında yüksek puan alan öğrencilerin tercihlerini yaptıkları dönemdir. Öğrenciler tercihlerinde genellikle aldıkları puanın bir önceki yıl öğretim kurumlarının öğrenciler tarafından tercih edildikleri % dilimi üzerinden yapmaktadırlar. Bu dilimlerin önemi de daha çok seçilen alanın iş bulma şansı, ileriye yönelik para kazanma avantajı dikkate alınmaktadır. Benim esasında üzerinde durmak istediğim konu ise, bilim yapmak isteyen yüksek puanlı öğrencilerin yüksek puanla öğrenci alana alanlardan ilgi duydukları alana geçip ileride bilim adamı adayı olmalarını önermektir. Üniversiteler sadece meslek elemanı yetiştiren kurumlar değiller, aynı zamanda bilim adamlarını da yetiştiren kurumlardır. Başarılı öğrencilerimize benim önerim, tercihlerinizde bu konuyu da gözden uzak tutmayın.

Akademisyenlik ‘iş kapısı’ değil, bir yaşam tarzıdır

Uzun zamandır başta Fen Liseleri olmak üzere ülkemizde bilim adamı yetiştirmek amacıyla açılan özel liselerin yeniden öğrencilerin eğilim ve kapasiteleri dikkate alınarak eğitim bilimcilerinin de önersi ile diğer mesleklere yönlendirilmeleri gerekir diye düşünüyorum. Fen sosyal, eşit ağırlık ve dil puanı ile başarılı olan öğrenciler mutlaka iş garantisi olan paralı meslekler yerine biraz da geleceğe yönelik hem kafalarındaki projeleri gerçekleştirmek hem de geleceğin bilim adamı adayı olma konusunda ülkelerine katkıda bulunabilirler. Tabii bunu devletin çeşitli burs ve diğer güdülmeyici önlemlerle öğrencileri ülkenin gelecekteki nitelikli iş gücü dengesini sağlamaya yöneltmesi gerekir. Açıkça bazı fakültelerin gelecekteki kadroları konusunda şimdiden kaygılarım bulunmaktadır. Düşük puanlı, merakı ve motivasyonu düşük, öngörüsü zayıf, kendi kendine görev sorumluluğu yaratamayan, dil bilmeyen çok sayıda kişi bu fakültelerde akademisyenliği bir iş bulma kapısı olarak gördüğü için bu kurumların gerçek bilim adamı ihtiyacı devlet memuru zihniyetli kişiler ile dolacaktır. Bu bilim dallarında gelecekte de ülkemiz dünyanın gerisinde kalmaya mahkum olacaktır. Bu da dışarıya bağımlılığı artıracaktır.

Ülkenin Bilim Adamı Yetiştirme Programı, Bilim Politikası ile Birlikte Hazırlanması Gerekir

Başarılı öğrencileri doğru yönlendirelim:

ÖSS’de sıfır puan alan öğrenciler yanında tüm soruları doğu cevaplayan başarılı gençler de var. Bunlar ülkemizin gelecek parlak beyinleri. Ancak bu gençlerin de ülkemizde doğru değerlendirilememeleri sonucu yine beyin göçüne maruz kaldıkları görülmektedir. Özelikle ilk % 1′lik dilime giren çok başarılı gençlerin ülkemizde kalıp bilim yapmak ve geleceğine katkıda bulunmak yerine burs ve gelecek güvencesi ile batıya “pasaportsuz beyin göçüne” uğradıkları sıkça görülmektedir. Ancak son günlerde basında Fırsatlar Ülkesinde Eğitim vs. adı altında değişik Akademik Danışmanlık Eğitim Danışmanlık şirketleri aracılığı ile başarılı öğrencilerin dışarıya gitmesi teşvik edilmektedir (Milliyet 28/08/2004). Basına yansıdığı kadar on kadar şirket bu şekilde yabancı üniversitelere ve şirketlere beyin göçü sağlamaktadır. Bu konuda başta devletimizin üst makamları, Milli Eğitim Bakanlığı, YÖK, TÜBA, TÜBİTAK, Üniversiteler yeni önlemler almalıdır. Batılı bir çok üniversite ülkemizde bu konuda özel bürolar ve misyonerlik faaliyetleri ile en parlak öğrencileri yurtdışında eğitim olanakları ile dışarıya cezbedenken, bizler de dışarıda burs bulduk diye kendi kendimize sevindirik olmaktayız. Daha önce beyin göçü konusunda yazığım bir yazıya yırtışındaki genç bilim insanlarımızdan gelen tepki, bize burada tanınan olanakların yarısını tanıyın, yöneticilerimiz bizim
önümüzü kapatmasınlar hemen dönelim şeklindeydi.

Bilim adamı yetiştirme programı gereklidir

Ülkemiz üniversitelerinin en ciddi sorunu olan “bilim adamı yetiştirme” programının geleceğe yönelik uzun erimli olarak başlatılması ile bu gençlerin ülkemizde tutulmasının yolları aranmalıdır. Bugün Türk üniversitelerinde artan şekilde düşük profilli ve verimsiz akademik kadrolar oluşmaya başlamıştır. Bir çok başarılı öğrenci Ankara ve İstanbul’daki sınırlı üniversitelerin belirli mesleklerini seçmekte, diğer mesleklere ise genelde düşük puanlı öğrenciler zorunlu tercihlerinden dolayı kayıt yaptırmaktadırlar. Bu tercihlerde ailelerin de yüksek beklentileri veya başkasının çocuğuna karşılık benimkisi de şurada
gibi “ben merkezlerini” doyurma isteğinin de etkili olduğunu düşünüyorum. Örneğin doğaya düşkün, meraklı, öğrenme dürtüsü yüksek ve iyi puan almış bir öğrencinin Ziraat, Orman veya Veteriner Fakültesi gibi bir alanı tercih etmesi eminim ki aile tarafından makbul karşılanmayacaktır. Ancak bu öğrencinin Ziraat Fakültesini tercih etmesi, ileriye yönelik araştırıcı olarak kurumda kalması ve kafasındaki merakını araştırma ile gidermesi hem ülkemiz bilimin kalitesinin yükselmesine hem de kişinin sağlıklı ruh haline kavuşması için de önemli olduğuna inanıyorum. Ziraat, Orman veya Veterinerlikte de temel bilimlerin çeşitli alanlarında en ince ayrıntısına kadar bilimsel araştırma yapılabilir. Açıkçası buralarda başarılı bilim adamı nitelikli kişilere ihtiyaç duyulmaktadır. Çok iyi puanla Elektrik-Elektronik Mühendisliğini kazanıp okulu bitiren yakınım olan genç bugün bir fabrikanın bir köşesinde maaşa talim etmekten öteye geçememektedir.

Yeni ÖSS sınavını yüksek puanla kazanan gençlerden bilim yapmak isteyenlere başta temel bilimler veya bunların uygulamalı alanlarına kayıt yaptırarak geleceğin bilim adamı adayı olabilirler. Örneğin biyoloji, fizik ve kimya biliminin bütün uygulama alanları tıp, ziraat, orman ve diğer bazı alanlarda işlenebilir. Elektrik-elektronik bölümünü kazanamayan bu konuda araştırmaları fizik, tıp, ziraatın ilgili bölümlerinde ortak projeler ile yürütebilir. Bugün bilim disiplinler arasında bu olanağı sağlayabilmektedir. Böylece daha başarılı ve motivasyonu yüksek gençlerin üniversitenin gelecekteki kadrolarını oluşturma şansı tanınmış olur.

Bölgesel Üniversiteleri Güçlendirelim

Bu bağlamda öğrencilerin tercihlerinde biraz da diğer mesleklere ve Anadolu’nun bazı Üniversitelerine yönelmeleri yararlı olacaktır. Ankara, İstanbul ve İzmir illerindeki üniversiteler dışında Çukurova, Uludağ, Dicle, Atatürk, Akdeniz, Karadeniz Teknik ve 19 Mayıs Üniversiteleri gibi Bölge Üniversitelerinde yurt içinde ve dışında iyi eğitilmış değerli öğretim üyeleri halen bazı alanlarda sınırlı ölçüde bilim yapmaktadırlar. Buralara şimdiden iyi öğrencilerin kayıt yaptırmaları ile bu üniversitelerin gelecekte daha nitelikli hale gelmeleri sağlanabilir. Devletin bu konuyu ihmal etmemesi gerekir. Belirtildiği gibi önlem alınmasa bu üniversiteler inbreeding (kendi içinden eleman alarak) sonucu yakın gelecekte kısır ve verimsiz kurumlara dönüşecektir. Bu üniversitelerin şimdiden başarılı öğrencileri bünyelerine çekmek için harekete geçmeleri gerekir. Maalesef bursların tek elde tutulması bu bakımdan yanlış olmuştur; yine de bazı önlemlerin alınması gerekir diye düşünüyorum.

Ölçüler objektif olmalı

Bu konuda üniversitelerinde liyakate uygun olarak hak eden başarılı öğrencileri bilim ordusuna kabul etmesi gerekir. Hepimize düşen görev kendimizden çok kurumların geleceğini düşünerek bilim adamı nitelikli kişileri kurumlarda tutmak için gençleri isteklendirmek zorundayız. Eğer adamı olan, bu bana daha yakın, akraba, eş dost işi, evet efendimci kişiler akademisyen adayı olarak tercih edilirse, gelecekte üniversitede değil ileri lisede kendi kendimize çalar oynarız.

Başarılı bilim adamı adaylarını üniversitelere kazandırmak için;
1. Akademik değerlendirme ilkeleri ve ölçütleri geliştirilmelidir.
2. Verimliliği yüksek, üretken bilim adamı yetiştirmek için çıtası yüksek tutulmuş ölçütlerle bilim adamı vasfına sahip olanlar üniversiteye alınmalıdır.
3. Sağlıklı ve evrensel ölçekte bilim adamının sağlanması için TUS benzeri bir sınavla belirli bir puanın üzerindeki adaylar üniversitelere Araştırma Görevlisi için açılan yeterlilik sınavlarına başvurmalıdırlar.
4. Doktorasını tamamlayan araştırıcı eğer üniversitede hoca olarak kalmak istiyorsa “ınbreeding”in ortadan kaldırılması ve üniversite dinamikliğinin sağlanması için mutlaka başka bir üniversitede kadro aramak zorunda olmalıdır.
5. Üniversiteler bilim adamı yetiştirme programlarını çağcıl şekilde yenilemeli. Enstitüler ders programlarında bilim tarihi, felsefe, uygarlık tarihi, strateji, bilimsel araştırma teknikleri, etik, istatistik ve insan kaynakları dersleri mutlaka işlenmelidir. İletişim çağında her yönü ile olaylara bütünsel bakmayı
bilen, iyi yetişmiş, sezgileri yüksek, durumdan vazife çıkaran, sınırlar ve sorumluluk bilinci gelişmiş kişiler ile bilim yapabilir.

Sonuç olarak ülkemiz geleceğin yetişmiş elemanlarını ve üniversitelerinin yetkin bilim adamlarını yetiştirmek için şimdiden önlem alması gerekir. Aksi taktirde bazı fakülteler gelecekte gerçek bilim adamı sorunu yaşayacaklardır. Bu bağlamda öğrencilerin tercihlerinde bilim adamı olmayı hedefledikleri alanlara kaydırılması gerekir.

Bilim yapma meraklı üniversiteyi yeni kazanmış gençler tercihlerinizi bu yönde yapmakla ülkemizin geleceğine de sahip çıkmış olacaksınızdır. Aksi taktirde bugün bilim kuruluşlarını bir iş kapısı olarak gören memur zihniyetli kişiler ile üçüncü dünya ülkesi olarak az gelişmişlik kaderimizi kıramayız.

Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ

Çukurova Üniversitesi.

Populerlik: 10% [?]

Sosyal Bilimler Temel Bilimlere Katkı Yapabilir mi?

Çukurova Üniversitesinde yapılan “III. Sosyal Bilimler Eğitimi Kongresinde” Prof. Dr. Nilgün Çelebi “Sosyal Teorilerin Sosyal Bilimlerdeki Yeri” konulu sunusunda “sosyal bilimler temel bilimlere katkı yapabilir” temennisini içeren açıklaması ilgi çekiciydi.

Sayın Çelebi, gözlem-nedensellik ve sonuç ilişkisi ile zaman-tarih ve kültür arasında bir bağ kurmaya çalışan sentezi ile konuyu bütünleştirmeye çalıştı. Thales ile başlayan ve Galileo ile zirveye çıkan gözlem ve deney anlayışının bilime katkısını kısa bilim tarihi süreci içinde işlediler.

Galileo’nun bilime metodolojiyi kazandırdığını ve bunun da tümevarım ile bilimde dönüşümlerin sağlamasının yolunu açtığını belirttiler. Tümevarım tek tek objeleri inceleyerek ve adım adım işleyerek ve akıl ile elde edilen bilgilerin yine akıl yolu ile bilgiye dönüşümünü sağladığını belirttiler. Böylece tek tek olgulardan yola çıkarak yeni yaklaşımların oluşması ve buna bağlı olarak yeni alanların oluşmasına neden olmuştur. Yeni bilgi, yeni bilim dallarının felsefeden ayrılarak bağımsız bilim dalları olmasını sağlamaktadır. Bacon yeni bilim dallarının ortaya çıkmasında önemli görevler üstlenmiş bir bilim felsefecisidir.

Bu bağlamda bilimsel araştırma ve buluşlardan elde edilen bilgiyi arıtılmış bilgi olarak tanımladılar. Hayattan çıkarılan derslerin damıtılmış bilgi olduğunu ve bunun üzerine söylenen sözün bir anlamda kültürel birikime katkı yaptığını belirttiler.

Bilgi, Kültür ve Sosyal Bilimler

Ayrıca insan ve insanın sosyal bilim durumu ile kültür arasındaki ilişki işlendi. İnsanın diğer canlılardan ayrı olarak sosyabil olduğunu, birbirini kolladığını, katkıda bulunduğunu ve bunu bilinci ile yaptığını belirttiler. İnsanın soyabil özelliğinin sosyal bilimler açısındaki önemini ve doğa bilimlerine yapacağı katkı arzusu ve beklentisi ile konuşmalarını tamamladılar.

Tabii sosyal bilimlerin doğa bilimlerine katkısının beklenmesi ilgi uyandırdı. İnsanın yaşamdan tecrübesi ile gözlem ve deneye dayalı bilgi elde etmesi ve bu bilgiyi teknolojiye dönüştürmesi ile bugün yaşadığımız biricik dünyamızdaki var olan olgulara sahip bulunmaktayız. Ancak bu arada insanın yarattığı bir çok nesnenin ve olgunun temel bilimler tekniği kullanılarak yapılması kadar insanı doğrudan etkilemesi nedeniyle her iki bilim dalının birbirinin katkısını ortaya koyması bakımından önemli. Bilimde gözleyen ve gözlenen ilişkisi içinde insan doğayı ve insanı gözlemekte ve yakaladığı ilişkileri genelleştirerek yeni iletişim oranları kurabilmektedir. İnsan doğayı anladıkça doğadan daha iyi yararlanmak için yeni teknikler geliştirmektedir.

İnsanlık Bilimsel Çalışmaların Sonuçlarını Sorgulamalıdır

Bugün insanın yaptığı, ancak doğa ve insan üzerinde olumlu ve olumsuz etkileri olan bir çok buluş sorgulanmak zorundadır. Özelikle bilim insanları olarak her yapılan araştırmanın insan, doğa ve çevre üzerinde yapacağı etkinin sorgulanması gerekiyor. Atom bombası, hormon kullanımı, elektrikli cihazlar ve bunların yarattığı çevre kirliliği doğal olarak insanı etkilemektedir. Konu hem insanın yaşam biçimi ve kalitesini etkilemesi, hem de doğrudan etik konusunun ilgi alanına girmesi nedeniyle sosyal bilimler ile doğa bilimleri arasında bir bağ oluşmaya başlamaktadır.

Üretim ne işe yarıyor?

Bilim üretilen bu ürünlerin insan için uzun ve kısa süreli etkilerini tartışıyor mu? Küresel ilişkilerin insanın maddi ve manevi dünyası üzerindeki etkileri nelerdir? Etik olarak bunca yaşanan ve insanı zorda bırakan temel bilimler araştırmaları sonucu elde edilen teknoloji ürününe karşı ne söylenmelidir? Bu gibi konular, sosyal bilimlerin katkısının olacağı alanlar olarak sıralanabilir. Bugün insanın oluşturduğu bu olgular üzerine söz söyleme zamanının geldiği de bilinmektedir. Temel bilimler ile sosyal bilimlere metodolojik olarak ayrı yaklaşabilir ve öğretileri de farklı olabilir, ancak aynı alanda da çalışabilirler. Örneğin hepimizin sık kullandığı cep telefonu. Çalışma düzeneği mantık biliminin prensipleri üzerinde gerçekleşmektedir. İşlevsel olarak temel bilimleri ve sosyal bilimleri ilgilendiriyor. Sonucu insan ve insan sağlığını ve toplumsal dönüşüme kazandırdığı etki yönünden temel bilimler ve sosyal bilimlerin ortak alanı olarak sorgulanabilir.

Sosyal Bilimler Nedir? Ne Tür Alanlar İle Uğraşır

Tabii sosyal bilimler nedir? Ülkemizde sosyal bilimlerin önemi nedir? Hangi alanlar sosyal bilimlerin alanına girer? Sosyal bilimlerin temel bilimi hangidir?

Sosyal Bilimlerin Temel Alanları Nelerdir? Sosyoloji, psikoloji, mantık, felsefe gibi alanlar sosyal bilimlerin ilgili alanlarıdır. Sosyoloji bilimin temelini oluşturmaktadır. Ancak sosyoloji gibi sosyal bilimlerin temel bilimi olan bir alanın, bir ihtiyaçtan doğan durumu analiz etmek ve çözüm arayışı konusunda istenilen düzeye geldiği söylenemez. Doğal olarak materyali insan olduğu için sosyolojinin toplumsal sorunlara bakış açısı kazandırması ülkemizde pek istenmiyor. Ülkemizde sayın Çelebi’nin de belirttiği gibi sosyal bilimlere maalesef siyasilerin “yeni bir insan yaratma veya ideolojik dönüşüme katkıda bulunabilir alan” olarak görülmesi nedeniyle pek geliştirilemedi.

Sosyal Bilimler ve Fen Bilimleri: Hepsi Temel Bilimler Ülkemizin aydınlık geleceği fen bilimleri kadar sosyal bilimlerin de aynı ölçüde değer görmesi ile sağlanacaktır. Sosyal bilimlerin ülkemizde gelişmemesi toplumun gelişememesi ile eşdeğer niteliktedir. Belki de bugün ülkemizin bu kadar sorun yaşamasının temelinde sosyal bilimlerin gelişmemesinin büyük payı bulunmaktadır. Ülkemiz maalesef soğuk savaşa yenik düşürülerek eğitimi ve bilimi içeriden çökertilmiş durumdadır. Tabii Türkün Türk’e yaptığını, yani kendi kendimize yaptıklarımızı da unutmamak kaydıyla.

Belki de bugün ülkemizin bu kadar sorun yaşamasının temelinde sosyal bilimlerin gelişmemesinin büyük payı bulunmaktadır. Türkiye’nin gelecekte karşılaşacağı birçok temel sorunun çözümünün sosyal bilimler bakış açısına gereksinim duyulacağı açıktır. Derinleşen sosyal ayrışmalar, bölgesel farklılıklar, gülük yaşamın farklı yorumlanmasından kaynaklanan siyasal, sosyal ve ekonomik sorunların topluma anlaşılır çözüm üretmesinde yeni bir sosyal bilimler yaklaşımına ihtiyaç bulunmaktadır. Özellikle yozlaşan ve kitlelerin gözünde irtifa kaybeden siyasal demokrasimizin de içinde bulunduğu bir dizi sorunun ancak nitelikli insan sermayesi ile yukarıya taşınmasında sosyal bilimlerin yaklaşımları ve çözüm önerileri önem taşıyacaktır.

Türkiye’de Sosyal Bilimler alanında yeni bir açılıma ihtiyaç duyulduğu artık yadırganamaz. Bu nedenlerden dolayı ülkemizde sosyal konulara eğilen, projelere ve araştırmalara destek sağlayan TÜBİTAK gibi bir Sosyal Bilimler Akademisinin oluşturulması bu alandaki gelişmelere büyük katı kakı oluşturacaktır. Bu nedenlerden dolayı ülkemizde sosyal projelere ve araştırmalara daha çok destek sağlanması, en azından sonuç ve sentezlerine saygı duyarak dikkate alınması birçok sorunun çözümünde büyük katkı oluşturacaktır.

Kaldı ki sosyal bilimlerin fen bilimlerden pek çok kazanım elde etmiş oldukları gibi, fen bilimleri de sosyal bilimlerin metot ve yaklaşımlarından pek çok şey öğrenecektir. Bunun için Sokrates’e, Vinci’ye, Bacon’a, Einstein’a bakmak yeterli olacaktır. Ayrıca ülkemizin yetiştirdiği değerli bilim insanlarından Yaman Örs, N. Fişek ve B. Güvenç’in çalışmaları ayrıca önemlidir.

Türkiye’nin iletişim çağında sorunu doğru okuyup doğru tahlil yapacak yeni bir yapılanmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Fen ve sosyal bilimlerinin önünü açarak beyin fırtınası anlayışı ile temel bilimler alanına yönelmemiz gerekiyor. Ülkemiz üniversitelerinde her şeye rağmen sayıları az da olsa dünya çapında nitelikli fen ve sosyal bilimci bilim insanı olduğunu biliyoruz. Bilim insanlarımızı isteklendirerek ülkemizin aydınlık geleceğine katkı sağlayabiliriz. Aydınlık ve muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmış bir Türkiye ancak yeni bir Anayasa ve Yükseköğretim Yasası yanında Bilim ve Teknoloji Bakanlığı kurarak sağlanabilir. Yeni, dinamik ve çağcıl anlayışlar ile anacak ülkemizin ve dünyanın mevcut ve gelecekte karşılaşacağı ekolojik ve çevresel sorunları bilimsel olarak çözerek kendisine bir ayrıcalık kazandırabilir. Türkiye’nin dinamik insanlarının bunu başaracağına inanıyorum, yeter ki bilime ve bilgiye değer verelim.

Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ

Çukurova Üniversitesi.

Populerlik: 7% [?]




eGeGelisim

eGeGelisim.org - 2. yılını sürdüren bir eleştirel paylaşım platformudur. 2007 Haziran ayında İzmir Ekonomi Topluluğu üyelerinin katılımıyla biraraya gelen egegelisim.org eğitim, ekonomi, politika ve iş dünyasına yönelik makaleleri yayınlamakta; bir paylaşım ve eleştiri platformu özelliğini taşımaktadır...

devamını okuyun

Aranacak Kelime: