Gençlerimize Sahip Çıkalım
->
Genç tanımı için çok sayıda görüş öne sürülebilir. Ancak en genel anlamı ile 18-24 yaş arasından malı mülkü, evi olmayan, ülkesinin ve dünyanın sorunlarını kendi sorunu olarak görendir desek yeridir. Genç, para, pul, iş takibi, ev geçindirme gibi dersi olmadığı için bulunduğu ortamın sorunlarını geleceğini de düşünerek daha gerçekçi tanımlayabilir ve ona göre tavrını ortaya koyar.
Genç Kimdir? Neden Gençlik Önemseniyor?
Bu yönü ile dünya tarihinde gençliğin önemli katkıları olmuştur. Hepsinden önemlisi gençlik hep bağımsızlık ve hürriyet istemleri ile ön plana çıkmıştır. Gençliğin bencil olmayan ve toplum çıkarına savunduğu bu tür ulvi talepleri toplum tarafından da hep benimsenmiştir. Ülkemiz demokrasi tarihine bakılırsa önemli dönüşümlerin olduğu dönemleri hep gençler sağlamıştır. Jön Türk hareketinden başlayarak Atatürk ün de içinde yer aldığı gençlik hareketi ve daha sonraki süreçlerden günümüze kadar gelişen olaylarda gençlik önemli fonksiyonlar üstlenmiştir
Gençliğin Görevi Ülke Sorunlarını Ön Yargısız Tartışmak ve Çözüm Önermektir
Ülkemizin bir çok maddi ve manevi sorunu olduğunu biliyoruz. Bugün ülke olarak Cumhuriyetin kuruluşundan 90 yıl sonra halen demokrasi, laiklik, hukukun üstünlüğü, rejimi tartışıyorsak bir yerde bir yanlış var. Halen 1982 anayasası ve YÖK yasası ile ülkemiz idare ediliyorsa bir sorun vardır. Toplumun eğitim düzeyinin ortalama 4 yıl olduğu, nüfusun %10 undan fazlasının eğitimsiz olduğu, gelir dağılımın bozulduğu, önlenemeyen (sürdürülebilir) yoksulluğun olduğu bir ülkede bir sorun var demektir. Bir ülkede üniversite gençliği sürekli düşüncelerinden dolayı cezalandırılıyorsa orada sorun vardır.
Ayrıca gençliğimizin önünün kapalı olduğu, ülkenin ciddi planı ve programı olmadığı da ortada. Her gün okullarda artan şiddet, sokakta sigara fiyatına satılan esrar ve uyuşturucu ve geçim zorlukları hepsi aynı potada görülmek zorundadır. Eğitimimizin kalitesinin düştüğü, üniversite eğitiminin orta öğretim düzeyinde sürdürüldüğü belli. Okul ve üniversite sonrası boş zamanların değerlendirilmesi ve sosyal faaliyetlerin az olması ve öğrencilerin kendilerini gerçekleştirme alanlarının sınırlı olması bir çok soruna gebe. Buna karşı gençliğin önüne hedef koymadan, gençliğin kendi kendini geliştirmesi ve ülkesinin geleceği konusunda yaratıcı düşünceler oluşturması mümkün müdür? Farklı düşünebilme, yaratıcılık bir günlük bir şey değildir. Düşünebilme, bilgiyi dönüştürme, cesaret gösterebilme bir ortam sürecidir. Bu sürecin önünü açacak ortamlar yaratılamazsa devlet memuru anlayışına sahip, verilenleri benimsemiş insanlar ile kaderine razı insanlar ile yola devam etmek zorunda kalırsınız.
Gençleri Anlayışla Karşılayalım
Açıkçası ben üniversitelerde insanın görüşlerini her ne pahasına olursa olsun açıklamasını hep savundum. Hele bir üniversite öğrencisi herhangi bir konuda görüşlerini, taleplerini ve şikayetini yapması çok normal. Son yıllarda üniversite öğrencilerine karşı sanki sistematik bir sindirme hareketi görüyorum. En küçük bir farklı düşünme biçimi, yemek talebi, ulaşım sorunu, farklı bir etkinlik düzenlenmesi yönetimler tarafından kolluk kuvveti vasıtası ile bastırılmakta ve öğrenciler cezalandırılmaktadır. Bilim kuruluşları beğensek de beğenmesek de farklı fikirlerin en üst düzeyde konuşulduğu alanlar olmak zorundadır. Eğer üniversiteler normal bir devlet dairesi olacaksa o zaman üniversite olmaz. Öğrenciler burada görüşlerini açıklanmayacak da nerede açıklayacaktır? Tabii kırmadan dökmeden, ve hedef de ülkemizi ileriye götürmek olmalı. Konuştuğum öğrencilerimden hep istediğim eğitimlerine uygun davranmalarıdır. Toplum eğitimli insandan yeni düşünce ve talep beklemektedir. Tabii taleplerimizi, karşı çıkışlarımızı uygun dil ile ifade etmesini ve anlatmasını üniversite ortamında öğrenmemiz gerekir.
Demokrasi Tepki toplumudur
Demokratik toplum aynı zamanda bir tepki toplumudur. Demokratik toplumda yurttaşın beğenmediği gelişmeleri protesto ederek tepkisini göstermesi anlamlıdır. Gençliğin farklı düşündüğünü, tepkisini gösterirken, kırmadan, dökmeden sesini yükseltmesi herkes tarafından sağlıklı gelişme için anlayışla karşılanmalıdır. Gençliğin en küçük bir kitap talebi, parasız eğitim hakkı, ucuz ulaşım talebi, yemek fiyatlarını ve kalitesini protesto etmek için düzenledikleri etkinliğin kolluk kuvvetleri çağrılarak müdahale edilmesi anlayışı ile bu ülkede kendi sorunlarına sahip çıkacak bir gençlik yaratılamaz. Öğrencilerin başka ne tür faaliyetleri oluyor bilmiyorum, ancak etkinliklerinde herhangi bir kırılma, dökülme yok ise, eğitim ve öğretim engellenmemişse, kolluk kuvvetlerinin neden üniversitelere çağrıldığını anlamak mümkün değil.
Tam tersine, bizim öğrencilerimizi cesaretlendirip bazı yanlışlara karşı çıkmasını sağlamamız gerekir. Yarın bu ülkede bazı ciddi yanlışlara karşı çıkabilecek insanları nerede bulacağız? Kafasını önüne koyan, evet efendimci, otoritenin her dediğini doğru kabul eden bir gençlik yaratıcı ve demokratik değerleri özümsemiş bir gençlik olabilir mi? Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ve Bursa Nutukları çok anlamlı. Yeniden okuyalım!
İstanbul da Lübnan a asker gönderilmesine karşı çıkan üniversiteli dört öğrenciye onlarca çevik kuvvet ve kışkırtılmış insanların saldırısına uğraması turistleri bile ürkütmüştür. Saldırıya uğrayan gençler biz terörist değiliz, yurtseveriz, bir tek amacımız var ülkemizin Atatürk’ün belirttiği gibi bağımsız kalmasını “yurtta barış dünyada barış” anlayışını savunuyoruz diyorlar. Bu durumdaki ülkenin gençliğinin ülkenin sorununa sahip çıkmasını bekleyemeyiz.
Her türlü şiddete karşı gençliği eğitmek ve sorunlarını demokratik tepkiler şeklinde yansıtmalarını üniversite yöneticileri öncelikle savunmaları gerekir. Kolluk kuvveti kime karşı ne zaman çağrılır? Dile getirilen her talep böyle bir çağrıyı mı gerektiriyor? Bunları anlamak mümkün değil. Her üniversitede her dönem onlarca öğrenci üniversitede disiplin cezası alır, sürülür. Ondan sonrada Cumhuriyeti ve demokrasiyi koruyacak gençler arıyoruz.
Üniversiteli Gençleri Dövdürmeyelim, Onları Ülkelerine Sahip Çıkma Konusunda İsteklendirelim.
Gençlerin her yaptığı doğru değildir, yanlış da yapacak. Biz de onlara doğruyu anlatacağız. Arada bir onlarla yemek yiyeceğiz. Bazen onlarla konuşacağız. Yöneticilerimiz de yanlış bir şey varsa öğrencilerimizle konuşması daha yerinde olacaktır. Mutlaka konuşmuşlardır. Ancak ikna yöntemini özerk üniversite ortamında çocuklarımıza yaşatarak öğretmemiz gerekir.
Üniversite kampuslarında sık sık küçük marjinal grupların anlamsız gösteri ve taleplerine rastlanmaktadır. Kaldı ki bunların varlığı bile üniversite ortamı için önemli. Belirtildiği gibi hiç kimse işe yaramaz değildir, en azından kötü örnektir. Bazen kötü örnek insanların iyiyi kavramasına neden olabilir. Kaldı ki şu ana kadar hiçbir öğrenci kışkırtılmadığı sürece üniversitede taşkınlık çıkmamaktadır. Ancak daha genel ve öğrencilerin yurt, barınma, ulaşım, eğitim araç gereç ve beslenme konusundaki haklı taleplerinin gömemezlikten gelinip bastırılmaya çalışılması artık çağdaş üniversite ortamına yakışmamaktadır.
Herkesin de aynı noktada buluşması gerekmiyor. Yönetici yöneticilik konumundan, öğrenci de öğrenci konumunda bir duruş sergileyecek. Kolluk kuvvetleri kendi mantığı içinde hareket edecek. Üniversite yönetimi kolluk kuvvetine, kolluk kuvveti üniversite yöneticiliğine soyunursa, hangi prensiplerden söz edebiliriz? Herkes temel haklara ve demokratik kurallara saygılı bir şekilde, kendi kurumsal öncelikleriyle hareket edecek.
Atatürk Cumhuriyetin Geleceğini Gençliğe Emanet Etti
Atatürk ölümünden önce artık iyice yatağından kalkamayacak durumdayken 29 Erkim törenleri için Dolmabahçe önünden geçen gençleri pencereden izlerken yanındaki Neşet Ömer ve Salih Bozok a (Prof. Dr. Metin Kale 10 Kasım 2006 Cumhuriyet, aktardı) Cumhuriyeti emanet ettiğimiz gençlerimiz.. Öyle bir nesil yetişiyor ki, bu neslin heyecanı, yurt ve bayrak aşkı köreltilmeyecek olursa, dünyanın en mutlu ülkesi biliniz ki Türkiye olacaktır. Gençliği köreltmek isteyenler çıkacaktır.
25 Ocak 2005 tarihli Cumhuriyet Gazetesi birinci sayfasında “Darbeler susturuyor” başlığını atmıştı. Eski MGK sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç, Türkiye’nin çok ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunmasına rağmen Türk gençliğinin sessiz kalmasından yakınıyor. Kılınç Paşa, “12 Eylül yönetimi olarak üniversitelerde gençliği apolitize etmekle yanlış yaptık, bugün Atatürk milliyetçisi gençler arıyoruz ancak yok” demiştir. Sorunun bir nedenini üniversite gençlerinin siyasetten uzak kalmasına bağlıyor ve bununda 12 Eylülün etkisinin olduğunu görüyor. Kılınç, üniversite gençlerini siyasete sahip çıkmaya çağırmaktadır. Gün gelecek bu ülke bölücü ve irtica tehdidi ile karşı karşıya kaldığı zaman namuslu gençlik bulmakta zorlanacağız. Vatan gazetesinin 28 Mart 2007 tarihli haberinde 9. Cumhurbaşkanı ve Türkiye’nin en uzun dönemli siyasetçisi Süleyman Demirel yaklaşan Cumhurbaşkanlığı ve artan iç kaygılar nedeniyle nerde ODTÜ lü gençlik demiş. Evet ne ektik, ne biçiyoruz.
Üniversiteler Yalnız Ders Veren Kurumalar Değil, Geleceğin Yetişkin Gelişmiş Bireylerini de Yetiştirmelidir
Bu anlamda üniversitede gençlik nezdinde demokrasiyi savunmak zorundayız. Bugün sana yapılan bu haksızlık yarın bir başkasına sonra da bana yapılır. Bugün görüşlerini açıkladılar diye üniversitede insanları (öğrenci ve öğretim üyesi) cezalandırsak yarın ülkeyi savunacak insan bulamayız. Bu nedenle hepimin özerk üniversitede özgür düşünceyi savunmamız gerekir. Dün ülkemiz gençliğine yanlış yapılmıştır, bugün de yanlış yapılmaktadır, belki yarın da yanlış yapılacaktır, ancak bu ülke farklı düşünen dinamikler tarafından dünyada hak ettiği yere ulaşmak zorundadır. Yaşanan dünya tecrübesine göre başka sihirli bir değnek yok. Türkiye’nin evet efendimciler, küçük numaracılar ile, bekle, izle gör politikası ile birinci sınıf bir devlet olma şansı olmayacaktır. Aktif düşünce üreten, dönüştüren insana ihtiyaç vardır.
Öğrencimize Yeniden Sahip Çıkalım
Öğrencilerimize sahip çıkacağız, onların demokratik haklarını kullanmaları konusunda sonuna kadar yanlarında olduğumuzu göstereceğiz. Kuzu kuzu derse gelen, itiraz etmeyen gençler ile bu ülke aydınlığa erişmez. Antidemokratik, aydınlanmaya aykırı düşünce biçimlerinin en başında; salt mevcutla yetinen ve durumu korumaya çalışan “konvansiyonel” düşünce yatıyor. Tabii, konvansiyonel düşünce (yerleşik değerleri her şeyin üstüne görme) yaratıcı düşüncenin, aydınlanma ve kalkınmanın, dolayısıyla üniversitelere yaklaşımın dışında bir düşünceyi oluşturuyor (Örneğin Cumhuriyetin kuruluşu, konvansiyonel düşüncelerin aşılıp bugünlerin ve yarınların yakalanması ve aşılması konusunda bir örnek oluşturmaktadır. Öğretmene ve üniversitelere de geleneklere sahip çıkma rolü değil, geleceği yakalama rolü verilmiştir).
Maalesef her öğretim yılının sonunda nasıl bir mezun profili tartışılıyor. Bir tarafta dinamik öğrencilerin taleplerini bastıracak ve gömemezlikten geleceğiz, diğer taraftan hiçbir planı projemiz olmayacak. Ayrıca nitelikli, sorun çözebilen, araştırmacı ruhlu, dil bilen dünyalı gelişmiş insanların üniversite bitirmesini isteyeceğiz. Sanırım ileride bu sorunu daha çok konuşacağız.
Gençlerin demokratik her tür talep ve etkinliğine uygun ortamlar oluşturalım ve onları destekleyelim ki, yeni düşünceler filizlenebilsin. Yaratıcılığı destekleyelim ki, yarın yeni buluş ve düşünceler geliştiren öğrenci ve mezunlarımızla gurur duyabilelim.
Az da olsa aklını işleten biraz itirazcı bir öğrenci profiline gereksinim vardır.
Gençliğimizi doğru eğitelim, hayata iyi hazırlayalım. Eğitim gençliğe doğru yere ve doğru zamanda elindeki güç olanaklarını kullanmayı öğretmeli. Gençlerin geleceklerini zaman planlaması ile birlikte öğrenmeli. Hepsinden önemlisi araştırmacı ruhu ile yetiştirilmesi ve sorun çözebilmedir. Eleştirel düşünme yeteneğini geliştirmeyi ve kendi kendine yaşama anlam katmayı öğrenmeli. Bu şekilde gelişmeyen veya olgunlaştırmayan bir gençliği hiçbir kolluk kuvveti tutamaz.
Türkiye’nin sahip olduğu 20 milyon nüfuslu gençliğimizin kıymetini bilelim.
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ
Çukurova Üniversitesi.
Populerlik: 5% [?]
Bu Yazıyı Paylaşın