eGeGelisim Forum


‘gelisme’ Etiketine Göre Tüm Sonuçlar

Bağımlılık Kuramları ve Bağımlılık Kuramlarına Yapılan Eleştiriler

1. GİRİŞ

Ülkelerin kalkınma sorunlarına çözüm bulma çabaları genel olarak ikinci paylaşım savaşı sonrası hız kazanmıştır. Kalkınma sorunun çözümü ise genel olarak iki kuram çerçevesinde analiz noktası yapılmıştır. Bunların ilki modernleşme kuramcıları olurken ikinci önemli kuramcılar ise bağımlılık kuramcılarıdır.

Modernleşme kuramlarını savunanlara göre azgelişmiş ülkelerin gelişememe nedenlerini içseldir. Var olunan içsel yapı bu ülkelerin gelişmelerini engellemektedir. Bunlardan bazıları nüfusun fazla olması, yatırımların verimsiz olmasının yanı sıra iç tasarrufların yetersiz olması, var olan ikili yapı ve ekonomik ve yönetim sistemlerinin yetersiz olması olarak vurgulanır. Çözüm, gelişmiş ülkelerin izledikleri yolları izleyerek olanaklı olduğunu söylemektedirler. Bağımlılık kuramcıları ise gelişememe nedenlerini daha çok dışsal nedenlere bağlamaktadırlar. Gelişmiş ülkelerin kurmuş oldukları yapı içinde kalan azgelişmiş ülkeler hem bu ülkelerin baskılarından hem de var olan sistem nedeniyle kalkınamadıklarını söylerler. Çözümün ise ancak bu sistemden kurtularak mümkün olacağını söylerler.

Bu çalışmanın konusu bağımlılık kuramlarıdır. Bağımlılık kuramları genel olarak Marksist bir çizgi izleyen kuramlardır. Bu bağlamda da ilk bölümde genel bir anlatım ile klasik Marksizm anlatılacak ve aralarındaki farklar vurgulanacaktır. Böylece bu kuramın özgünlüğü anlatılacaktır.

İkinci bölümde ise bu kuram çerçevesinde yer alan kuramcıların fikirleri verilecektir. Bu bölümde, Baran, Frank, Amin, Dos Santos, Cardoso, Wallerstein gibi bu kuramın öncü temsilcileri anlatılacaktır. Bu isimlerin dışında kalanlar ise genel olarak aynı fikirleri savundukları için bu başlık altında kısa bir şekilde incelenecektir.

Üçüncü bölümde ise bağımlılık kuramlarına getirilen eleştiriler yer alacaktır. Bu eleştiriler modernleşme kuramcılarından olabildiği gibi Marksist çevrelerden gelen eleştirilere de yer verilecektir. Çalışma ise sonuç bölümde genel olarak çalışmada yapılanların özetlenmesi ise sonlanacaktır.

Yazının devamını okuyun… »

Populerlik: 1% [?]

Sanayi Toplumundan Bilgi Toplumuna Geçiş Küreselleşme Sürecinde Kalkınma Teorilerinde Paradigma Arayışları ve Ulus Devletin Değişen Rolü

İnsanlık tarihinin geçirdiği büyük evrimler olan tarım ve sanayi devriminden sonra, geçen 20. yüzyılın son çeyreği bir üçüncü köklü devrimin gelişimine tanıklık etmiştir: bilgi teknolojileri devrimi. Tarım toplumuna geçişi saban ve yel değirmeninin kullanımı gibi toprağı işlemenin ve tarımın mekanizasyonu simgelemiş; sanayi devriminin temel özelliklerini buharlı makine, kömür, çelik, montaj hattı ve fabrikalar oluşturmuş; bilgi teknolojileri devrimine geçişi ise bilgisayarlar, iletişim teknolojisi, mikro elektronik, robotlar, biyo-teknoloji ve fiber optikler gibi yeni üretim teknik ve ilişkileri sağlamıştır. Toffler (1981), M.Ö. 8000’lerden başlayıp M.S. 1750’lere kadar süren tarım toplumunu birinci dalga, 1750’lerden başlayıp 20. yy.’ın son çeyreğine uzanan sanayi devrimini ikinci dalga olarak nitelemekte; sanayi devrimini tamamlamış toplumların artık “üçüncü dalga” içinde yer aldıklarını ve sanayi ötesi ya da bilgi toplumu olarak adlandırıldıklarını ileri sürmüştür. Bunlar ışığında küreselleşme evrelerini üçe ayırabiliriz.

Birinci Küreselleşme, tarım çağı Mezopotamya’da başladı. Asurlular tarım çağının iletişim devrimi olan tekerleği savaş arabalarında kullanarak ve tekerleğin sağladığı ticaret olanaklarıyla ulaşabildikleri tüm dünyayı küçük bir köye dönüştürdüler. Ve kurdukları serbest ticaret bölgeleriyle büyük bir sömürü hareketi başlattılar. Avcı- toplayıcılıktan tarım çağına geçişte yaşanan bu ilk küreselleşme sürecinin, bugün yaşanan süreçten (araçlar dışında) hiç bir farkı yoktur.

İkinci Küreselleşme, sanayi çağı Batı Avrupa’da başladı. İletişim alanında sanayi çağının yenilikleri olan trenler, buharlı gemiler… Çok iyi bilinen sömürgecilik dönemini başlattılar. Avrupalılar tüm dünyada kurdukları serbest ticaret bölgeleri ve ticaret şirketleri yoluyla, küresel bir dünya yarattılar. Sömürü pek çok yerde yağmaya dönüştü ve hatta yeni çağın yeni silahlarıyla bazı milletler son fertlerine kadar yok edildi. Ancak tarihteki bu ikinci küreselleşme süreci de geçici bir dönemdi. Sanayi çağının değişimlerinin tüm dünya tarafından benimsenmesi, başka bir değişle sanayi çağının tam olarak ortaya çıkmasıyla sanayi çağının başlangıcındaki küreselleşme süreci sona ermiş ve sömürü dönemi etkinliğini kaybetmiştir.

Üçüncü Küreselleşme, günümüzde yaşanan küreselleşme, sanayi çağından bilgi çağına geçişte yaşanan tarihteki üçüncü küreselleşme sürecidir. Bilgi çağının da iletişim araçları tarihte üçüncü kez sömürü amacıyla kullanılmaktadır. Günümüzün araçları; fiber optik, iletişim uyduları, bilişimin iletişim uygulamaları, internet… Sanayi çağındaki motorlu iletişimin ve tarım çağındaki tekerleğin icadının bugünkü karşılığıdır.

Küreselleşme bu şekilde farklı toplum yapılarını oluştururken aslına bakılırsa aynı anda da ikili bir toplum yapısı yaşanıyordu. Bunlar sanayi toplumu ile bilgi toplumudur. Bunların farkları ise genel olarak sistemlerin farklı olarak algılanması ve uygulanmasıdır. Örneğin ekonomik sistem sanayi toplumunda ulusal ekonomi, fiziksel sermayeye dayalı ekonomi, endüstriyel organizasyonların olduğu, sembolik olarak kağıt paranın hakimiyeti olarak uygulanırken bilgi toplumunda ise küresel ekonominin hakim olduğu, insan kaynaklarına ve bilgi sermayesine dayalı, bilgi tabanlı organizasyonların olduğu ve dijital paranın hakimiyeti olan bir sistem olarak algılanmakta ve uygulanmaktadır.

Sanayi toplumunda çekirdek ailenin olduğu, güvenlik sağlayıcı kurumların bulunduğu, uyumluluk, seçkinlik, sosyal sınıf gibi değerlerin olduğu, kitleselleştirilmiş dönemsel eğitimlerin olduğu bir sosyal sistem varken, bilgi toplumunda birey merkezli farklı aile biçimlerinin temel olduğu, bireysel yetenekleri geliştiren kurumlaşmaların yanı sıra bireysellik, çeşitlilik, katılımcılık gibi değerlerin bulunduğu, bireyselleştirilmiş yaşam boyu eğitimin hakim olduğu bir sosyal sistem vardır. Sanayi toplumunda uluslar arası çatışma ve polarizasyonun olduğu, merkeziyetçiliğin olduğu ulus devletin varlığında güvenlik amaçlı yönetimin bulunduğu bir siyasal sistem varken bilgi toplumunda uluslar arası uyum ve küresel bağlamada siyasal entegrasyonların olduğu, adem-i merkeziyetçiliğin etrafında küresel ve bölgesel organizasyonlarla beraber küresel ve bölgesel organizasyonların olduğu ve yurttaş odaklı yönetimin olduğu bir siyasal sistem vardır. Son olarak teknoloji alanındaki farklılıklara değinmek gerekir. sanayi toplumunda mekanik teknoloji devrimi, işgücünü ikame eden makinelerin olduğu montaj hattına dayalı üretim tekniklerin uygulandığı montaj hattına dayalı üretim varken, bilgi toplumunda bilgi teknolojileri devriminin temel olduğu, beyin gücünü geliştiren bilgisayarlarla beraber bilgi ve yönetim teknolojilerine dayalı üretim tekniklerinin uygulandığı internet ve dijital teknolojilere dayalı bir teknolojik sistem vardır.

Yazının devamını okuyun… »

Populerlik: 3% [?]

YÖK Ülkemizin Her Yönden Gelişmesine Katkıda Bulunacak Atılımı Sağlayamadı

YÖK Üniversitelilik Bilincini Ortadan Kaldırdı

Evet bugün YÖK’ün kuruluş yıldönümü. Tamamen tek elden yürütülen ve yukarıdan aşağıya hiyerarşik yapılanma ile üniversiteler işleyemez duruma gelmiştir. Üniversitelerimiz ve eğitim sistemimiz işleyemez duruma gelmekle kalmamış bir bütün olarak ülkemiz bilimsel saygınlığını eşdeğer ülkelere göre geliştirememiştir. Bugün ülkemizin sosyal yaşamı, bilimi ve üniversiteleri toptan bir çıkmazın içindeyse bunun en önemli nedeni de YÖK yasası ile birlikte gelen üniversite anlayışıdır.

YÖK’ ile Birlikte Ülkemizde Bilimsel Kalite Geriledi

YÖK’ün kurulması ile birlikte aradan geçen 25 yıllık süre içinde belki ülkemiz üniversitelerinde niceliksel gelişmeler olmuştur, ancak unutmayalım bizden geride olan ülkeler bizden birkaç kat ilerlediler. Ancak ülkemiz için en ciddi sorun üniversite ve bilim kalitemiz her geçen gün düşmüştür.
Yine YÖK strateji raporundan öğrendiğimize göre üniversitelerimizin ve YÖK kurumunun ve diğer orta öğretim kurumlarına ilişkin istatistiki bilgiler, başta Milli Eğitim olmak üzere ülkemiz eğitiminin ve biliminin röntgeninin hiç parlak olmadığı ve ülkemizi ileriye taşımaktan da uzak olduğu görülmektedir.

Muasır Medeniyet Seviyesini Yakalayamadık

Maalesef ülkemize yazık olmuştur. Ülkemiz insani gelişmişlik düzeyi yönünden 96 sırada, yoksulluk ve suiistimal de 70 sırada. Halen nüfusun %10′un üzerinde okuma yazma bilmiyor, ortalama okuma yazma oranı ise 3.5 yıl. Maalesef ülkemiz Mustafa Kemalin hedeflediği muasır medeniyetler seviyesine 90 yıl sonra halen ulaşamamıştır. Bu sorumluluk bizi yönetenlere aittir. YÖK’ün ve Üniversitelerin birazda ülkenin bu gerçeklerini dikkate alarak, toplumu aydınlatarak yurttaşlardan devletten taleplerde bulunmasını sağlamaları beklenilmektedir…

Yazının devamını okuyun… »

Populerlik: 21% [?]




eGeGelisim

eGeGelisim.org - 2. yılını sürdüren bir eleştirel paylaşım platformudur. 2007 Haziran ayında İzmir Ekonomi Topluluğu üyelerinin katılımıyla biraraya gelen egegelisim.org eğitim, ekonomi, politika ve iş dünyasına yönelik makaleleri yayınlamakta; bir paylaşım ve eleştiri platformu özelliğini taşımaktadır...

devamını okuyun

Aranacak Kelime: